Vadideki Zambak
Atlı devriyelerin nal seslerini işitince uyandı. Baş ucundaki büyük mumu yaktı. Mutfağa girdi. Öğle yemeğinden kalan yağlı koyun budu parçalarını bir tabağa koydu. Kahve demliğini ocağın üzerine yerleştirdi. Kocaman bir kupaya şarap doldurup yeniden masaya döndü. Kağıtları, kalem uçlarını ve mürekkep hokkasını düzeltti.
Biraz şarap içti. Soğumuş, yağları donmuş etten, elleriyle büyük parçalar kopararak yedi. Vıcık vıcık yağlanmış ellerini, gecelik entarisinin eteklerine sürerek temizledi.
Tabaktaki son lokmaları da bitirdi. Masanın altındaki tükürük hokkasına birkaç kez tükürdü. Mektup açacağını eline alıp, uzun tırnaklarındaki kapkara kirleri temizledi. Balina kemiğinden yapılmış bir kürdanla dişlerini kurcaladı.
Kahve içmeye başladı. Sabahtan beri kaç fincan kahve içtiğini anlamak için tuttuğu rakamlara baktı. Tam yirmi beş fincan kahve içtiğini gördü ve kendine kızdı. Daha bir ay kadar önce geçirdiği sinir krizleri yüzünden gittiği doktor, ona hemen kahveyi bırakmasını söylemişti.
Yine de bir kupa kahve daha doldurdu ve masaya geçip, yazmaya hazırlandı. O gün elli sayfa yazmayı tasarlamıştı. Yazdığı sayfaları saydı. Henüz on beş sayfa yazabilmiş olduğunu üzülerek gördü. İçini çekti. Bitip tükenmek bilmeyen, üstelik faizler yüzünden günden güne artan borçlarını ödeyebilmesi için kaleminden başka hiçbir şeyi olmadığını biliyordu.
Yün atkısını başına sardı. Ilık suyla doldurduğu kovaya ayaklarını soktu ve yazmaya başladı. Romanında canlandırdığı Hanriette’in ağzından genç Felix’e öğütler vermeye koyuldu. “Öncelikle genç kadınlardan kaçıp, yaşlı ve zengin kadınlara yanaşın” diye........
