Bırakın Ben Bi Düşeyim
Bazen bazı sergiler vardır… İçeri girersin ve sadece bakmazsın. İçine düşersin.
Fotoğraf sanatçısı Deniz Çeliker’in “Bırakın Ben Düşeyim” sergisi tam olarak böyle bir yer. Küratör Hazal Paftalı ile birlikte Binbirdirek Sarnıcı’nda kurdukları bu dünya, bir sergiden çok daha fazlası. Bu, insanın kendi içine yaptığı o kaçınılmaz yolculuğun, hatta biraz acımasız bir yolculuğun görsel hâli.
Daha kapıdan girerken Mevlânâ’nın sözleri karşılıyor seni:
“Olmaz dediğin ne varsa olur.
Düşmem dersin, düşersin.
Şaşmam dersin, şaşarsın.
‘Öldüm’ dersin, yine de yaşarsın.”
Bu sergi seni rahatlatmaya değil, seni sana göstermek için var.
Deniz Çeliker… Eskişehir doğumlu. Güzel sanatlar eğitimi almış, Fujifilm’de çalışmış, akademide yer almış. Teknik olarak zaten çok iyi. Ama mesele hiçbir zaman teknik değil. Mesele şu: insanın içi.
Ve o iç dediğimiz şey… hiç de romantik bir yer değil.
Bu serginin temelinde Carl Gustav Jung var. Arketipler var. Bağlanma teorileri var. Ama bunlar akademik bir bilgi olarak değil, yaşanmışlık olarak karşına çıkıyor. Her oda bir teori değil, bir his. Bir yara. Bir tanıdıklık.
Hazal Paftalı ile yollarının kesişmesi bile bu sergi gibi.
Nevşehir’de, Kültür Yolu Festivali’nde… Hazal bir Picasso sergisini taşıyor. Deniz başka bir iş için orada. Kalabalık bir an. Hazal asistanına seslenecek. “Barış” diyecek. Ama ağzından “Deniz” çıkıyor.
Ve Deniz dönüp bakıyor.
Şimdi bana kim “tesadüf” desin?
Bazı insanlar gerçekten birbirini bulur.
Sebebini açıklayamazsın. Ama hissedersin.
Belki de bu yüzden bu sergi bu kadar “yerinde”.
Çünkü bu sergi yapılmış değil, olmuş.
Deniz........
