HÜRRİYET SLOGANINDAN HİCRANA: MEHMED AKİF’İN TRAJEDİSİ
HÜRRİYET SLOGANINDAN HİCRANA: MEHMED AKİF’İN TRAJEDİSİ
Dünyevi iktidarla hemhal olmak, onun sağladığı imkânlarla dünyevi konforu ve rahatı yaşamak kolaydır. Asıl zor olan, o konforu elinin tersiyle itip hakikatin cefa dolu yükünü sırtlanmaktır. Fakat bazen insan, hakikat adına yola çıktığını sanırken bastığı zeminin uçurum, yöneldiği menzilin ise bir sükûtu hayal olduğunu çok geç anlar. Yakın tarihimizin en yüksek toplumsal vicdanı Mehmed Akif Ersoy’un trajedisi, işte bu gecikmiş farkındalığın, geri dönüşü olmayan bir yolun ve ömür boyu taşınacak bir nedametin hikâyesidir.
Onmaz Abdülhamid Muhalifi
Akif, Abdülhamid döneminin, Meşrutiyet’in ve Cumhuriyet’in fırtınalı kavşaklarında yaşamış bir neslin hürriyet aşığı kalemiydi. Dönemin Müslüman muhalefetiyle aynı hissi paylaşıyordu. Memleketin maruz kaldığı tüm yapısal tıkanıklıkların, dertlerin ve geri kalmışlığın yegâne müsebbibi, ona göre Abdülhamid’in baskıcı idaresiydi. Akif’in bu muhalefeti öyle pervasız, öyle sınır tanımaz bir raddede idi ki, kendisine gayet müşfik davranan, devlet kademelerinde müfettişliğe kadar önünü açan bir padişaha karşı “Yıldız’daki baykuş”, “Kızıl kâfir” diye haykırmaktan çekinmedi.
O günlerin Müslüman aydınındaki en büyük zaaf, tayin edici bir siyasi vizyondan yoksun oluşlarıydı. Muhalefet kördü, istikbalin ne getireceğini hesaplamadan, “Yeter ki Abdülhamid gitsin de nasıl giderse gitsin!” girdabına kapılmışlardı. Temmuz 1908’de Meşrutiyet ilan edildiğinde, Akif için mazi toptan silinmesi gereken karanlık, dikenli bir çöl, ati ise korkusuz ve kudsi bir cennet kapısıydı.
Geleceğin Kutsiyeti Adına Köklerini Baltalayan Akif
Sırat-ı Müstakim kürsüsünden “Durmayalım!” diye haykırırken yüzü tamamen Batı’nın terakkisine dönüktü. İlerlemeci mantığın büyüsüne öyle kapılmıştı ki, 1910 İstanbul kolera salgınında halkın dindarane gelenek taleplerini “Yıldız’ın saf halkı aldatma taktiği” diyerek tıbbın mutlak egemenliği adına sertçe tasfiye ediyordu. Dini ve kültürel mirasa adeta yabancılaşan bu kuşkucu öfke, Meşrutiyet’in getirdiği iktidara yönelik........
