MEHMET AKİF’İN AİLE HAYATI VE ÇOCUKLARI
MEHMET AKİF’İN AİLE HAYATI VE ÇOCUKLARI
Birçok insan, söze başlarken yüksek bir tonda ve etrafa duyuracak şekilde: İstiklal Marşı, Bülbül ve Çanakkale Şehitleri Şairimiz, fikir ve dava adamımız gibi hamasi ifadelerle dile getirdiğimiz Mehmet Akif’in hayatı, büyük sıkıntı ve çileler içinde geçmiştir. Aynı zamanda çocuklarının uzun yıllar yokluk ve sefalet içinde yaşadıklarını ve bu dünyadan trajik şekilde göçtüklerini bilen kaç kişi vardır veya kaç insan hatırlamaktadır onların bu durumunu…
Yıllardır şiirleri okunan, fikirleri savunulan ve örnek bir şahsiyet olarak gösterilen Mehmet Akif’in çocuklarının yoksulluk, darlık, sıkıntı ve fakr u zaruret içinde yaşamaları, ayrıca bu milletin onlara sahip çıkmaması, hangi vefa duygularıyla açıklanabilir acaba?
Mehmet Akif, 25 yaşında İsmet Hanım ile evlenir, Onun İsmet Hanım’la evliliğinden Cemile, Feride ve Suad adında üç kızı, İbrahim Naim, Mehmet Emin ve Tahir isimli üçü erkek çocuğu dünyaya gelir. Büyük oğlu İbrahim Naim bir buçuk yaşında iken vefat eder. Emin, ortanca oğludur. Küçük oğlu Tahir (1916-2000) ise babası Tahir Efendi’nin adını taşır. Kendi babasının adını verdiği Tahir, Akif’in sağ gölgesi gibidir.
İsmet Hanım, tam manasıyla kibar bir İstanbul hanımefendisidir. Güzel, derin duygulu, ince ruhlu, zeki ve görgülü bir kadındır. Akif’le evlendikten ve çocukları doğduktan sonra, Emine Şerife Hanım’ın evi, aileye dar geldiğinden, karı koca bu evden ayrılmak zorunda kalır. Aile, bundan sonra İstanbul’un çeşitli semtlerinde ikamet edecektir. Sezai Karakoç gibi Akif de “İstanbul’da ikamet etmediğim bir semt kalmadı” diyerek sık sık ev değiştirdiklerini ifade edecektir.
Tahir Ersoy, 2000 yılında vefat eder. Ancak hastane masraflarını ailesi karşılayamayacak durumdadır. Üsküdar Belediyesi’nin devreye girmesiyle cenazesi hastaneden alınarak Edirnekapı’da, kız kardeşinin yanına defnedilir.
Hayatının en önemli ve verimli yılları bu milletin büyük felaketlerle karşı karşıya kaldığı yıllarda geçen Mehmet Akif: “Artık ey milleti merhume, sabah oldu uyan!/Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?” Diyen ve devamlı bir mücadele içinde olan, son 11 yılını ise gurbette, maddi ve manevi sıkıntılarla geçiren bir insandır. Ailesi ve çocuklarıyla pek fazla meşgul olamaz.
Mısır’da Sürgün yılları
Akif’in Mısır yılları, sadece bir sürgün hikâyesi değil, bir vicdanın, bir kovulmanın hikâyesidir. Yeni rejim, onun temsil ettiği düşünceyi tehdit olarak görmüş, o da kırılgan bir ruha sahip olduğundan kavga etmeyi değil, susup çekilmeyi ve başka bir diyara gitmeyi tercih eder. Yine bugün anlıyoruz ki Mehmet Akif’in Mısır’a gidişi bir kaçış değil, bir duruştur.
Mehmet Akif Ersoy’un hayatı, mücadeleyle yoğrulmuş ve dolu dolu olan bir ömürdür. Bir iman ve vakar içinde geçen çileli bir yürüyüştür… Mısır yıllarında yazdığı ve Safahat’ın yedinci kitabını oluştura “Gölgeler”e sinen hüzün ve isyanın kaynağı ve Millî Mücadele yıllarında gösterdiği fedakârlığın görmemezlikten gelinip yeni Türkiye’de yalnızlığa itilmesinin doğurduğu derin ıstırapların kelime kalıplarına dökülmüş halidir. Onun Mısır’a uzanan yılları, sadece bir şairin değil, bir millet vicdanının sürgün hikâyesidir aynı zamanda. Susmak, bazen bağırmaktan daha yüksek bir haykırıştır.
Akif, önce oğlu Emin’i daha sonra da diğer aile bireylerini-kızlar hariç- Mısır’a yanına alır. Eşi İsmet Hanım’ın müzmin nefes darlığı ve sinirsel rahatsızlık içinde bulunması, Akif’in sıkıntı ve vatan için çektikleri eziyet ve güçlüklerine artan tarzdagüçlükler ekler. Emin, 1908 yılında İstanbul’da doğar. Emin’in 1925 Kasım sonlarında babasıyla birlikte Mısır’a gittiği anlaşılıyor. Yaratılıştan başına buyruk, kavgacı, gözü pek ve zaptedilemez bir ruha sahip olan Emin, aynı zamanda babası gibi sportmen, iyi yüzen, güreşen, bisiklete binen sağlıklı ve atletik yapılı biridir. Akif’in bütün yakınmalarına rağmen, İngilizce ve Arapçayı iyi derece öğrenmiştir.
Emin, sonraki zamanlarda Mısır’da ahlaken nasıl bozulduğunu, 1966’lı yıllarda yatıp kalktığı Milli Türk Talebe Birliği’nin........
