menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İSLAMCILIK MI, MÜSLÜMANCA SİYASET Mİ?

13 0
25.04.2026

İSLAMCILIK MI, MÜSLÜMANCA SİYASET Mİ?

İslamcılık, 19. yüzyılın ikinci yarısında sömürgeci ülkelerin ideolojik baskısına karşı İslam ülkelerini birleştirmek amacıyla geliştirilmiş bir siyasal akımdır. Müslüman toplumlar için dini bir uyanış ve siyasi bir kurtuluş reçetesi olarak görülen bu akım, İslam’ın sadece bireysel bir inanç değil, aynı zamanda siyasal düzeni de inşa eden sosyal bir sistem olduğu düşüncesine dayanmaktadır.

Sultan II. Abdülhamid, İslamcılığı devlet politikası haline getirmiş, dünya Müslümanlarının birliği için hilafet makamının daha etkin olması gerektiğini savunmuştur. Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Mustafa Sabri, Mehmet Akif, Seyyid Kutub ve Mevdudi gibi İslamcılar, Müslüman toplumların maddi ve manevi yönden kalkınmasının ancak İslam devletinin kurulmasıyla mümkün olacağını; bu devlette bilim ve teknolojinin her yerden, ahlaki değerlerin ise sadece İslam’dan alınması gerektiğini belirtmiştir.

​Günümüzde İslamcılık, siyasal, kültürel ve akademik düzeyde tartışılmaya devam etmektedir. Çünkü İslamcılık dogmatik bir sistem değil, Müslüman toplumların kültürel ve siyasal şartlarına göre farklılık gösteren bir düşüncedir. Ancak biz bu makalemizde konuyu ülkemiz özelinde değerlendireceğiz.

Ülkemizde İslamcılık fikrinin bazı siyasal partiler ve yazarlar tarafından zaman zaman dile getirildiği görülmektedir. Örneğin İlahiyatçı Hayrettin Karaman Hocamız, 26.10.2025 tarihinde Yeni Şafak Gazetesinde yayınlanan “Modernite Müminleri” başlıklı yazısında konuyla ilgili görüşlerini şu cümlelerle özetlemiştir:

“Ben İslam’ın diğer alanlar yanında, ana hatlarıyla bir siyasi sistemi de ihtiva ettiği inancını ve kanaatini taşıyorum. Bu siyasi sisteme hilafet adı verilmiştir… Sonra bizim dünyamıza cumhuriyet ve demokrasi kavramları girmeye başlamış, Batı tipi demokratik cumhuriyeti İslam’a uygun bulmayan birçok âlim ve düşünür ‘İslâmî cumhuriyet ve demokrasi’ düşüncesini ortaya atmış ve bunu savunmuştur. Ben de bu zincirin bir halkasıyım.”

​Bu özet ifadelerden de anlaşılacağı gibi İslamcılar, mevcut anayasal sisteme alternatif olarak Hilafet, İslam Şeriatı, İslam Cumhuriyeti, İslam Demokrasisi gibi adlarla anılan bir devlet fikrini savunmaktadırlar. Bu fikrin ülkemiz şartlarında gerçekleşme imkânının olup olmamasından ziyade, İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Peygamber’in uygulamalarına uygunluğu açısından tartışılması daha önemlidir. Çünkü Müslümanlar olarak devlet nizamı gibi oldukça önemli bir konuyu Kur’an’dan ve onun uygulaması olan sünnetten bağımsız düşünmemiz doğru değildir.

Kur’an’ın genel muhtevası incelendiğinde, yönetimin adından değil, yöneticilerin uyması gereken istişare, [1] adalet, [2] ehliyet, liyakat, [3] yoksulları gözetme [4] gibi bazı ilkelerden bahsedildiği görülmektedir. İşte Müslümanca siyaset, devletin adına takılmadan, İslam’ın yönetim ahlakıyla ilgili temel ilke ve değerlerinin gözetilmesini öngören bir düşüncedir. Toplumun barış ve huzurunu sağlamayı amaç edinen bu siyaset anlayışında vatandaş devlet için değil, devlet vatandaş içindir. Dolayısıyla Müslümanca siyasette “inanan”, “inanmayan” ayrımı yapılmaksızın, ülkenin bütün vatandaşlarına adaletli ve merhametli davranılması esastır.

Müslümanca siyasetin ilk örneğini Hz. Peygamber Medine’de gerçekleştirmiştir. Hz. Peygamber’in hicret ettiği dönemde Medine, Hicaz bölgesinin önemli bir merkeziydi. Az sayıda tebliğcinin gayretiyle  civarında bir Müslüman nüfusun oluştuğu bu şehirde Müşrik Araplar, Ateşperestler ve Yahudi gruplar yaşıyordu. Ortak bir yöneticinin bulunmadığı şehirde sistemli bir devlet otoritesi de yoktu. Bu eksikliği fark eden Hz. Muhammed, Medine’nin sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik bakımdan kurumsal bir yapıya kavuşup güvenli bir şehir olmasını istiyordu.

Hz. Muhammed, Medine’deki grupların temsilcileriyle bir toplantı yaptı. Enes b. Malik’in evinde gerçekleşen bu toplantıda şehrin güvenliği, idari yapısı, vatandaşların temel hak ve özgürlükleri, grupların birbiriyle ve yabancılarla iletişimi ile ilgili kurallar belirlendi. Medine’nin bir “şehir devleti” statüsüne kavuşmasını sağlayan bu sözleşmeyle toplumu ilgilendiren........

© Mir'at Haber