NEDEN OKUMUYORUZ VE NİÇİN OKUMALIYIZ?
NEDEN OKUMUYORUZ VE NİÇİN OKUMALIYIZ?
İnsan, diğer canlılardan farklı olarak öğrenen, düşünen, sorgulayan ve bilgi üreten bir varlıktır. Ancak insanın sahip olduğu bu yetenekler kendiliğinden gelişmez. Öğrenmeye, araştırmaya ve sürekli bir zihinsel çabaya ihtiyaç vardır. Bu çabanın en önemli araçlarından biri de okumak ve okuduğunu da anlamaktır. Ancak okumakla anlamak da aynı şey değildir. Okumak, insanın bir metinle, bilgiyle veya herhangi bir gerçeklikle ilişki kurmasının başlangıç noktasıdır. Anlamak ise okumanın ne ifade ettiğini kavramayı ve onu zihinsel olarak çözümlemeyi gerektirir. İnsan bir metni okuyabilir; fakat onu anlamayabilir. Bu sebeple okuma, anlamanın şartlarından biri olmakla birlikte, anlamanın kendisi değildir.
Günümüzde çoğu insan, inandığı kitabın ilk emri “Oku!” olmasına rağmen okumamakta; okuyanlar da toplumun yeterince okumamasından şikâyet etmektedirler. Zira kitap okumaya ayrılan zaman giderek azalırken televizyon, internet ve sosyal medya karşısında geçirilen süre her geçen gün artmaktadır. Nitekim çeşitli araştırmalar, ülkeler arasında kitap okuma alışkanlığı ve okuma süreleri bakımından önemli farklılıklar bulunduğunu göstermektedir. Anadolu Ajansı’nın 23 Nisan 2025 tarihli haberinde yer alan verilere göre, bazı ülkelerde yıllık kitap okuma ve haftalık okuma süreleri Türkiye’ye kıyasla oldukça yüksektir. Türkiye’de ise düzenli kitap okuma alışkanlığının yeterince gelişmediği görülmektedir. Buna karşılık televizyon, internet ve sosyal medya kullanımına ayrılan süreler oldukça yüksektir. Nitekim RTÜK’ün 12 Kasım 2025 tarihli araştırmasında bu durum açıkça görülmekte ve toplum olarak günümüzün önemli bir bölümünü ekran karşısında geçirdiğimizi göstermektedir. Bu durumda şu soruyu sormamız icap ediyor: Neden okumuyoruz?
Bu sorunun tek bir cevabı yok. İnsanların yeterince okumamasının hem bireysel hem de toplumsal birçok sebebi bulunmaktadır. Bunların başında, okumayı hayatımız için gerçek bir ihtiyaç olarak görmememiz gelmektedir. Her ne kadar okumanın önemli olduğunu söylesek de günlük hayatımızda zamanımızı daha çok televizyon, telefon ve sosyal medya karşısında geçirmemiz bunu ifade ediyor. Bu da meselenin aslında zamanla ilgili olmadığını, öncelik meselesi olduğunu gösteriyor. Zira insan, ihtiyaç duymadığı bir şeyi sürekli ve düzenli olarak yapma arzusu duymuyor; daha da önemlisi aklının ve zihninin de tıpkı bedeni gibi beslenmeye muhtaç olduğunu fark etmiyor. Daha açık bir ifade ile nasıl ki beden, sağlıklı kalabilmesi için düzenli beslenmeye ihtiyaç duyuyorsa, zihin de gelişebilmesi için bilgiye, düşünceye ve sürekli zihinsel faaliyete ihtiyaç duyuyor. Bunu fark eden insan okuyor, ama bunu fark etmeyen insan da okumayı hayatının vazgeçilmez bir parçası hâline getiremiyor.
Okuma alışkanlığının yeterince gelişmemesinde aile ve eğitim ortamının da önemli bir payı bulunuyor. Zira kitap okuyan anne-baba ve öğretmenlerin örnek olmadığı bir ortamda çocukların düzenli okuma alışkanlığı kazanmaları kolay olmuyor. Çünkü okuma alışkanlığı sadece öğüt verilerek kazanılmıyor; ailenin ve hocaların öncelikle bu konuda da örnek olmaları gerekiyor. Çocuklarına kitap okumalarını söyleyen, fakat kendileri kitap okumayan anne ve babaların telkinleri de doğal olarak yeterince etkili olmuyor. Bu da sigara içen bir babanın, evladına sigara içmemesini telkin etmesine benziyor.
Bir başka sorun da okumayı hayat boyu devam eden bir öğrenme faaliyeti olarak görmek yerine, okul ve sınavlarla sınırlı bir uğraş olarak görme........
