ÇAĞDAŞ BİR SORUN: HİKMETİN YİTİRİLİŞİ
ÇAĞDAŞ BİR SORUN: HİKMETİN YİTİRİLİŞİ
İnsanlık, çağımızda tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bir bilgi birikimine sahip bulunuyor. Zira insan, internet ve cep telefonu sayesinde istediği her bilgiye ulaşabiliyor. Ekranlar ve kütüphaneler de buna önemli katkılar sunuyor. Dolayısıyla insan hiç olmadığı kadar çok şey biliyor, ama aynı insan, belki de hiç olmadığı kadar ne yapacağını da bilemiyor; şaşırıyor ve yönünü tayin edemiyor. Bilginin bu kadar çoğaldığı günümüzde insanın şaşırması ve yönünü tayin edememesi garip bir çelişki gibi görünebilir. Ancak konu derinlemesine incelendiğinde görünenin aksine bir çelişkinin olmadığı; zira bilginin artmasına rağmen, hikmetin azaldığı veya kaybolduğu görülüyor.
İnsanoğlu, bilginin zihni doldurduğunu ve aklını da işlevsel hale getirdiğini biliyor, ama hikmetin insan hayatını anlamlandırdığını ve yön tayin edici bir role sahip olduğunu, ya bilmiyor, ya da idrak edemiyor. Bu nedenle insan, bilgiye çok kolay ulaşsa da bu bilgileri doğru yerde, doğru biçimde ve zamanda kullanabilecek bir maharete, bilgeliğe ve tecrübeye sahip olmuyor. Dolayısıyla da bilginin tecrübe ve ahlâkla yoğrulmuş, içselleştirilmiş özümsenmiş ve süzülmüş hâlini ifade eden hikmetten mahrum kalıyor.
Bilgi, insanın aklını besliyor; hikmet ise akıl ile kalp arasındaki dengeyi ve uyumu sağlıyor. Bilgi, araştırarak, keşfederek ve öğrenilerek elde edilirken, hikmet de tecrübe ve tefekkür ile elde ediliyor. Bu yüzden eski çağlarda büyük ilim adamlarına sadece “alim” değil, aynı zamanda “hakîm” de deniliyordu. Dolayısıyla hakîm, bilgiyi hikmete dönüştüren, doğruyu sezebilen ve sözleri ile insanlara yol gösteren bilgeyi tanımlıyordu. Bu yüzden İslam düşüncesinde hakîm, aklı, gönlü ve kalbi birlikte çalışan; firaset ve basiret sahibi bilim insanını ifade ediyordu.
Çağımızda ise hakîm kavramının, neredeyse unutulmaya yüz tuttuğu, kimsenin de âlim veya bilge kişilere hakîm demediği görülüyor. Çünkü günümüzde bilgi, hikmetle irtibatlandırılmıyor sadece bir güç unsuru olarak anlaşılıyor. Dolayısıyla bilgi ile hikmet, bilmek ile anlamak arasındaki fark da giderek açılıyor. Bu nedenle günümüzün insanı, çok şey biliyor, ama bu bilgiyi, hikmetten yoksun olduğu için doğru zamanda, doğru ölçüde ve doğru amaçla kullanamıyor. Zira bu insan, hikmetin, sadece aklın değil; aynı zamanda gönlün, tecrübenin ve ahlâkın da bir ürünü olduğunu fark etmiyor/edemiyor. Eski kültürümüzde yaşlılara saygı gösterilirdi. Bunun bir sebebi de yaşlıların engin bir tecrübeye sahip olduğu düşüncesiydi. Çünkü yaşlılık yalnızca geçen yılların değil, aynı zaman da hikmetin de sembolü sayılırdı. Zira insanın, yaşlandıkça tıpkı dağa tırmanan ve yükseldikçe ufku genişleyen kişi gibi geniş ufuklu, tecrübe, basiret ve irfan sahibi olduğu düşünülürdü.
Bu nedenle günümüzde insanlar, çok şey öğreniyor ve çok şey biliyor, ama bildiklerini anlamlandıramıyor ve hikmete dönüştüremiyor. Dolayısıyla modern insan, dünyanın işleyişini çözebiliyor, bilim ve........
