“DİN” BİR İDEOLOJİ MİDİR?
“DİN” BİR İDEOLOJİ MİDİR?
İnsan, fıtratı icabı anlam arayan bir varlıktır ve bu nedenle de varoluşunun kaynağını, yönünü ve nihai akıbetini sorgulamadan edemez. Onun bu arayışına tarihî süreç içinde cevap veren en güçlü iki yapıdan birinin din, diğerinin de ideoloji olduğu; ancak bir birinden çok farklı olan bu iki sistemin, zaman zaman aynı düzlemde ele alınarak birbirine indirgendiği; özellikle modern seküler düşüncenin etkisiyle dinin, çoğu kez ideolojik bir sistem gibi algılandığı ve yorumlandığı görülmektedir.
Oysa burada sorulması gereken asıl soru şudur: İlâhî hakikate dayandığına inanılan bir sistem, insan aklının ürünü olan düşünce sistemleriyle aynı kategoride değerlendirilebilir mi? Diğer bir ifadeyle, aşkın bir kaynağa dayanan din ile insanın kendi tarihsel tecrübelerinden doğan ideoloji arasında mahiyet bakımından bir özdeşlik kurulması söz konusu olabilir mi? Bu sorular, hem kavramsal bir tartışmayı; hem de insanın kendisini, dünyayı ve aşkın olanla ilişkisini nasıl konumlandırdığına dair ontolojik bir tercihi de içinde barındırmaktadır. Zira din, insanın varoluşuna anlam kazandıran ilâhî bir hitap olarak kendisini sunarken; ideoloji, insanın dünyayı anlamlandırma ve düzenleme çabasının tarihsel bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır.
Bilindiği gibi ideoloji; genellikle insan eliyle oluşturulan, toplumu düzenleme amacı taşıyan fikirler bütünü olarak ele alınmakta; liberalizm ve sosyalizm gibi sistemler de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Dolayısıyla da “ideoloji, bireylerin veya toplumların dünyayı algılama, yorumlama ve eylemlerine yön verme biçimini oluşturan sistemli inançlar, değerler ve fikirler bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir ifade ile ideoloji, “siyasi, ekonomik veya toplumsal bir düzeni savunmak, açıklamak veya değiştirmek amacıyla kullanılan temel bir pusula” olarak kabul görmektedir.
Din ise “ilâhî kaynağa” dayanmakta, insanın Allah’la, insanın insanla ve insanın varlıklarla ilişkisi ile ilgili bilgileri, ilke ve kuralları ihtiva etmektedir. Daha açık ifade ile “Din, akıl sahibi insanları kendi özgür iradeleriyle hayırlı olan işlere ve hakikate sevk eden, peygamberler aracılığıyla Allah tarafından gönderilen ilahî kurallar bütünüdür.” Bu nedenle iman, ahlak, ibadet ve toplumsal düzeni sağlayan hukuk kurallarını ihtiva eden dinin, bir ideoloji olarak algılanması ve sunulması son derecede yanlış bir davranıştır.
Bu nedenledir ki din ile ideoloji arasında önemli ve ciddî mahiyet farkı bulunmaktadır. Zira din, hem dünya, hem ahirete ait muhtevayı ihtiva ettiği halde, ideoloji sadece dünya ile ilgili muhtevayı içermektedir. Daha da önemlisi dinin ilke ve kuralları mutlaktır ve bu nedenle sabittir ve değişmezlik potansiyeline sahiptir. İdeolojilerin ise tarihsel şartlara bağlı olarak doğduğu, zamanla da değiştiği görülmektedir.
Bunula birlikte din ile ideolojinin bir benzer yanı ve ortak noktası da bulunmaktadır. Nitekim her ikisi de insanlara bir dünya görüşü sunmakta ve insan davranışlarını yönlendirmek ve toplumsal bir düzen kurmak amacını veya iddiasını taşımaktadır. Dolayısıyla günümüzde bazı düşünürlerin dini, bir “ideoloji” olarak görmeleri, onların kategorik bir bakış........
