GÖKTEKİ PİRAMİTLERDEN YERALTINDAKİ KRALLAR VADİSİNE: FİRAVUNLARIN “KAZIKLAR” MİMARİSİ (9)
GÖKTEKİ PİRAMİTLERDEN YERALTINDAKİ KRALLAR VADİSİNE: FİRAVUNLARIN “KAZIKLAR” MİMARİSİ (9)
Fecr Suresi’nde yerel ve küresel helake yol açan o iki tehlikeli virüsü, yani tuğyan (azgınlık) ve fesat (bozgunculuk) arasındaki o şaşmaz sebep-sonuç ilişkisini tahlil etmiştik. İlahî kelam, bu iki virüsün tarihteki en somut, en cüretkâr prototipini önümüze koyarken, sarsıcı bir nitelemede bulunur. Surenin 10. ayet-i kerimesinde Firavun zikredilirken, onun için aynen şu ifade kullanılır: “Ve fir’avne zî’l-evtâd” Yani; “Kazıklar Sahibi Firavun.” Peki, nedir bu kazıklar?
Kur’ân-ı Kerim’in, antik dünyanın bu en büyük tiranını tanımlamak için seçtiği “kazıklar” kavramı, alelade bir metafor değildir. Aksine, binlerce yıl sonra modern arkeolojinin ve dilbilimin önümüze koyacağı enteresan bir mimarî ve siyasî hakikatin ilginç bir ilanıdır. Tarihî ve mimarî olarak bu kavram, ilk olarak Firavunların gökyüzüne doğru birer meydan okuma gibi yükselttiği o meşhur Piramitleri ve göğe saplanan Dikilitaşları (Obelisk) ifade eder. Piramitler, mimarî geometrisi gereği yeryüzünün kalbine oturtulmuş, ucu göğe bakan devasa taş kazıklar gibidir. Firavunlar, kendi iktidarlarını ve adlarını bu dağ gibi kazık yapılarla zamana ve mekâna çivilemek, kendilerini ölümsüz kılmak istemiştir. Kazık, sarsılmaz bir gücün ve mülkü sabitleme hırsının adıdır.
Resim: Gökyüzüne Meydan Okuyan Piramitler, Aslında İlâhî Mizan Karşısında Tağutî Bir Minyatürden İbarettir. (Foto: Ali Seyyar)
Esasen piramitlerin ve antik Mısır mimarisinin arkasındaki bu arayışı kavramak, o dönemin sembolik zihin dünyasını okumakla mümkündür. Yüce Kur’ân, Hz. İbrahim ile kavmi arasındaki diyaloğu şu âyetle aktarır: “Derken yıldızlara şöyle bir baktı ve: ‘Ben gerçekten hastayım (keder içindeyim)’ dedi” (es-Sâffât, 88-89). Bu ifade, gökyüzüne bakışın sıradan bir gözlem değil, bir müşahede (rasat), dolayısıyla kozmik bir okuma olduğunu gösterir. Bugün Mısır piramitlerini veya antik metinleri anlamaya çalışırken, antik kozmolojiyi sadece arkeolojik bir kalıntı ya da ilkel bir anlayış olarak değil; aksine manevî bir hakikatin o dönemdeki tezahürü olarak değerlendirmek gerekir. Ne var ki gaflet ile malul olan Firavun aklı, göksel ve manevî nizama dair bu hakikati, kendi tağutî iktidarını ebedileştirme vasıtasına dönüştürmüştür. Gökyüzüne meydan okuyan piramitler, aslında ilâhî mizan karşısında tağutî bir minyatürden........
