menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YETİMLERİN SIĞINAĞI ALLAH’TIR

7 0
20.03.2026

YETİMLERİN SIĞINAĞI ALLAH’TIR

Kur’ân’ın insânlık ve merhamet adına bir nevi gösterge olarak tanıdığı ve tanıttığı tip yetimdir. İslâm vicdanı, yetimin korunduğu ve saygı gördüğü bir toplumu, bütün insânî değerlere saygı gösteren ve Allah’ın istediği yönde yürüyen bir toplum olarak kabul eder. Yetimlik sadece biyolojik anne ve babadan yoksunluk değildir. Yeryüzünde savunmasız, korunmasız, değersiz, ilgisiz, bilgisiz, sevgisiz, sağlıksız, şefkatsiz hâle getirilmiş her canlı yetimlik kavramı içerisindedir. Hattâ şehirlerin, bölgelerin bile yetimliği vardır. Daha geniş ifâdeyle bir insânın/coğrafyanın, insân olarak sahip olması gerekmesine rağmen sahibi olamadığı değerlerden yoksunluğuna yetimlik denir.

İşte Duhâ/6. âyeti Hz. Peygamber’in “yetim” oluşuna vurgu yapmakta ve bu durumdayken Allah tarafından nasıl korunduğu, himaye altına alındığı kendisine hatırlatılmaktadır: “O seni yetim olarak bulup bir sığınak vermedi mi?”[1] Âyette geçmişe dönülerek, Hz.Peygamber’e yetimliğinin hatırlatılması diğer âyetlerle birlikte düşündüğümüzde biz kez daha O’nun endişe ve korkularını yatıştırmaya, teskin etmeye yönelik olduğunu anlarız. Yani Hz. Peygamber’e “biz seni küçüklüğünden beri takip ediyoruz ve koruyoruz, geçmişte bunu nasıl yapmışsak şimdi de yanındayız. Peygamberlik sorumluluğunu yüklendiğin bu ağır görevinde de seni yalnız bırakacak değiliz” demektir.

Bilindiği gibi Hz. Peygamber, babasının ölümünden birkaç ay sonra doğmuş ve daha altı yaşındayken de annesini kaybetmiştir. Ama sonrasında önce dedesi Abdülmuttalib’in, onun ölümünden sonra da amcası Ebu Talib’in himayesi altında yaşamıştır. Tarihsel bir gerçekliktir ki peygamberlik yıllarının çileli zamanlarında da amcası Ebû Talib O’na sahip çıkmış, müşriklerin baskılarına karşı vefat edinceye kadar O’nu korumuştur. Kısaca Hz. Peygamber, yetim olmasına rağmen hiçbir zaman kimsesiz kalmamış, yuvasız/ailesiz yaşamamıştır. Şüphesiz bu maddi yuvalar dışında Hz. Peygamber’e verilen en büyük sığınak “peygamberlik”tir. Allah’ın bir lütfu olarak verilen böyle bir himayenin/gölgenin koruması altına girmek için Hz. Peygamber’in için en anlamlı payedir. Artık O, bu konumuyla Hz. Âdem’den bu güne kadar gelen seçkin peygamberler ailesine/zincirine katılmıştır.

Hz. Peygamber’e lütfedilen bir başka sığınak da Hz. Hatice gibi akıllı, olgun, anlayışlı bir kadınla evlendirilmesidir. Hz. Hatice vefatına kadar Hz. Peygamber’in en büyük yardımcısı, destekçisi ve teskin edici olmuştur. Öyle ki, Hz. Peygamber onu kaybettiği yıla “Hüzün Yılı” adını vermiştir. Hz. Peygamber, hayatının bundan sonraki döneminde Hz. Hatice’nin yaptıklarını övgüyle anmış, onun hatırasını hasretle dile getirmekten kaçınmamış, sığındığı bu yuvayı hayatı boyunca unutmamıştır. Üstelik Hz. Peygamber’in neslini devam ettirecek çocuklar da Hz. Hatice’den dünyâya gelmiştir.

Bu biyolojik anlamının dışında aslında her insân şu veya bu anlamda bir “yetim”dir, çünkü herkes “yalnız yaratılmış”tır[2] ve “Kıyâmet Günü Allah’ın huzuruna yalnız/tek başına çıkacaktır.”[3] Yani hesap gününde insân yanında güvendiği hiçbir dostu/yardımcısı/ailesi/sevdiği olmadan tek başına Allah’ın huzuruna çıkacaktır. İşte bu da bir yetimliktir ve dolayısıyla insân bu dayanaktan yoksun yalnızlığı ile durumu sadece Allah’ın bağış ve merhametine kalmıştır. Anlaşılıyor ki; ister biyolojik anlamda yetim olalım, isterse derin yalnızlığın ve kimsesizliğin yetimliğini yaşayalım, sığınacağımız, himaye göreceğimiz, yardım isteyeceğimiz, korunacağımız tek yuva ve sığınak Allah’tır. Bu nedenle hangi konumda olursa olsun “Allah’a sığınmak” tüm peygamberlerin Kur’ân’da geçen değişmez duâsı olmuştur. 

Yetimliğin Kur’ân’da böylesine önemsenmiş olması İslâm düşüncesinin anne ve baba anlayışı ve bu anlayışın insân hayatındaki evrensel yeri ile ilgilidir. Çünkü anne-baba sevgisi, kâinatta yerine bir başka şeyi koyamayacağımız tek değerdir. Bu sevgiden yoksun kalan benlikler, bunlar dışındaki bütün değerleri kendilerine verseler de yine boynu bükük, yine mağdur ve mahcupturlar. İşte Hz. Peygamber bu mahcupluk ve boynu büküklüğe, saygıların en büyüğünü göstermemizi istemektedir.

Hz. Peygamber, yetim ve öksüzdü. Bu, bir anlamda, insânlığın o eşsiz şahsiyete göstereceği hürmetin, yetime gösterilecek hürmete yaklaştırıldığını vurgulamaktadır. Gerçekten de, İslâm toplumlarının vicdanı, yetime saygı ve sevgide daima ve şaşmadan, kendi peygamberine saygı ve sevgiden bir parça görmüştür. Bilmişlerdir ki, yetimin sevindirilmesi, Hz. Peygamber’in merhamet, şefaat ve sevgisini her şeyden çok tahrik edecektir.

[1] Duhâ/6  “E lem yecidke yetîmen fe âvâ.”

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube


© Mir'at Haber