PEYGAMBER (S.A.V.)’İN DİLİNDE NİTELİKLİ SİYASET
PEYGAMBER (S.A.V.)’İN DİLİNDE NİTELİKLİ SİYASET
Siyasetin bizatihi önemiyle alakalı Peygamber Efendimiz şu açıklamayı yapmıştır: “Her şeyi fesada götüren bir afet vardır; bu dinin afeti de kötü idarecilerdir.”[1] Peygamber Efendimiz bu açıklamasıyla siyaseti kötü ve zalim kimselerin yapmasının tehlikesine dikkat çekmiştir. Bu bağlamda Resulullah “Ümmeti üzerine en çok korktuğu kimselerin sapık önderler olduğuna[2]dair uyarılar yapmıştır. Bu sapık önderlerin kıyamet gününde azabın en şiddetlisine çarptırılacağını da haber vermiştir.[3] Müslümanlar açısından zalim insanlarla değil siyaset yapmak yüzlerine bakmak bile günahtır.[4] İslâm’ın hızlı yayılış sürecinden sonra dinimizin bazı hassasiyetleri gözetilmediği için ümmet liyakatini kaybetmiş ve nebevi haberde geçtiği üzere İslâm’ın halkaları teker teker çözülüp kopmaya başlamıştır ki ilk çözülen halka da siyasettir.[5] Bu halkanın kopmasını ebedilik üzerine değil de izafi olduğuna inanıyoruz. Şayet Müslümanlar Kur’an ve Sünnetteki velayet ile ilgili ayetlerin, hadislerin icaplarını hakkıyla yerine getirecek olurlar ve hayat tarzı olarak dinimize layık bir şekilde yaşarlarsa halkalar yeniden sağlamca yerine oturacaktır. Bu çerçevede bilinmeli ki dini gereği üzere yaşamak ile tercih edilen siyasetin sahihliği arasında doğru bir orantı vardır. Bu orantıyı Hz. Ali şöyle açıklamıştır: “Mülk/siyaset ve din kardeştirler. Biri diğerinden müstağni değildir. Din esastır; temeldir. Siyaset ise bekçidir. Temel olmadığında bina yıkılır; bekçi olmayınca da (din) zayi olur.”[6] Anladığımız kadarıyla Hz. Ali, hayatın yönlendiricisi âdil siyaset olmazsa, din kurumsal anlamda yaşanmadığı gibi bireysel gevşemeler ve toplu inkârlar artabilir demek istemiştir. Siyaset, İslâm’a hayat tarzı olarak sahip çıkmaz ise hayatı din dışı dünya görüşleri anlamlandırmak suretiyle dinden dönüş; kitlesel irtidatlar olabilir demek istemiş de olabilir. Öyle ki bazı durumlarda siyasetin etkinliği, hayatın istikamet üzerine yürümesinde dinden daha baskın olabilir. Yanlış anlaşılmasını istemediğimiz bu ifade siyasetin öneminin büyüklüğü ile alakalıdır. İşte bunun için kurumsal anlamda âdil siyaset çok önemlidir.
Hz. Peygamber, siyasetin ailede başlayıp dışa doğru açılan bir kurum oluşunu çeşitli biçimlerde vurgulamıştır. Bu rivayetlerin en meşhurlarından birinde şöyle buyurmuştur: “Dikkatli olun! Hepiniz bir yöneticisiniz ve yönettiğiniz insanlardan sorumlusunuz. İnsanların üzerinde yönetici olan bir kişi/idareci halkının yönetiminden sorumludur. Kişi aile bireylerinden ve ailesinden sorumludur. Kadın evinin yöneticisidir ve evinden, çocuklarından sorumludur. Köle efendisinin evinden ve malından sorumludur. Hasılı hepiniz yöneticisiniz ve yönettiklerinizden sorumlusunuz.”[7] Abdullah b. Ömer’in belirttiğine göre Yüce Allah, her yöneticiyi yönetimi hususunda sigaya çekecektir. Allah’ın emirlerini uygulayıp uygulamadıkları hakkında sorgulayacaktır. Hatta bu sorgu çerçevesinde insan aile fertlerini nasıl yönettiğinden hesaba çekilecektir.”[8] Bir önceki hadisteki “Râin” kelimesine literal bir anlam tercih ederek “çoban” anlamı veren kimseler olmuştur. Bu kelimenin kullanılmasında mecaz vardır. Belagat ilminden ve dilin inceliklerinden mahrum olanlar bu anlamı kavrayamazlar. Kelimenin sadece sözlük anlamından hareket eden usulsüz deist ilahiyatçılar Müslümanların siyasi tarihleriyle alay ederek ümmetin sürüleştiği veya koyunlaştığı gibi manalar çıkarmışlardır. Unutmamalı ki İslâm’da mutlak itaat Allah’a ve Elçisinedir. Siyaset adamları dâhil hiç kimseye mutlak itaat edilmez. Yine unutmamalı ki “Şehitlerin efendisi; Hamza b. Abdulmuttalip ve zalim idarecilere iyiyi emredip kötülükleri yasaklarken öldürülen Müslüman kişidir.”[9] Yeryüzünde var oluşunun hikmetini kavrayan ve Hz. Peygamber’in uyarısının gereğince hareket eden bir ümmet sürüleşmez. İnsanı sürüleştiren; konfora ve maddi değerlere tapınma derecesinde bağlanarak cenneti dünyada arama sapkınlığıdır. Tüketim çılgınlığıdır. Liderlik kültüne mutlak itaattir. Bu nedenle insanlığı sürüleştirme eyleminin failleri; çok uluslu şirketler, uluslararası emperyalizm ve onların yerli işbirlikçileridirler. Sağdaki ve soldaki icazetli siyasetin baronlarıdır. İnsanı sürüleştiren kapital eksenli siyaseti tercih eden dünya görüşleridir. Eğer siyasette halkın sürüleşmesi veya idarecilerin tiranlaşması varsa, işler rotasından sapmış ve siyaset âdil olma vasfını kaybetmiştir. Böyle bir siyasete Müslümanlar sahip çıkmazlar. İslâmî anlayışa göre hakkı verilen siyaset övülmüş, hakkı verilmeyip zulme dönüşen siyaset ise bizzat Hz. Nebi’nin ağzından yerilmiştir.[10] Bütün Müslümanların insan idare etmesini ve yönetimde meleke kazanmasını isteyen Peygamber Efendimiz, farzları ikame etmeyi öğrettiği gibi insanları idare etmeyi de sahabesine öğretmiştir.[11] Bize de sünnet olarak kalmıştır. Burada hemen belirtmeliyiz ki demokratik toplumlardaki sağ kulvarda oluşan sürüleşmeyi İslâm’a mal ederek bunun üzerinden din düşmanlığı yapmak küfrün cehalet ve ihanetle birleşmiş çirkin yüzüdür. Amacı doğması........
