MUHAFAZAKÂR İKTİDAR TARİHİ BİR TERCİHLE KARŞI KARŞIYA
MUHAFAZAKÂR İKTİDAR TARİHİ BİR TERCİHLE KARŞI KARŞIYA
Türkiye yeni bir anayasa tartışmasının eşiğinde bulunuyor. Bu tartışma yalnızca hukuk metinlerinin yeniden düzenlenmesi meselesi değildir. Aynı zamanda toplumun hangi değerler üzerine yükseleceği, hangi ilkeleri esas alacağı ve geleceğini hangi referanslarla inşa edeceği sorusudur. Özellikle uzun yıllardır muhafazakâr kimliğiyle siyaset yapan ve geniş ölçüde dindar seçmenin desteğiyle iktidarda bulunan bir yönetim açısından bu süreç, siyasi olduğu kadar ahlaki ve tarihî bir sorumluluk anlamına da gelmektedir.
Yaklaşık çeyrek asırdır muhafazakâr seçmenin desteğiyle iktidarda bulunan siyasi irade, toplumun dinî hassasiyetlerini önceleyen bir söylem geliştirmiş, milyonlarca seçmen de bu söyleme güvenerek destek vermiştir. Bu nedenle yeni anayasa tartışmaları başladığında, muhafazakâr kesimlerin beklentilerinin gündeme gelmesi doğal bir durumdur. Bu beklentilerin nasıl karşılanacağı ise anayasa yapım sürecinde tartışılacak temel meselelerden biri olacaktır.
Ancak Müslümanlar açısından mesele yalnızca yeni bir hukuk metni hazırlamak değildir. Esas mesele, hayatın hangi inanç ve hangi hakikat üzerine bina edileceğidir. Çünkü tevhid inancı, Allah’ın yalnızca ibadet edilen ilah değil; aynı zamanda hüküm koyma ve nihai otorite sahibi olduğuna iman etmeyi de içerir. Bu bakımdan birçok Müslüman, yeni anayasa tartışmasını sadece siyasi bir reform değil, aynı zamanda inanç ve hayat tasavvuru bakımından önemli bir eşik olarak değerlendirmektedir.
Geçmişte anayasa değişiklikleri için yapılan referandumlarda muhafazakâr seçmenin önemli bir bölümü “evet” oyu kullanmış, bu desteği İslami düzen beklentisiyle ilişkilendirmiştir. Elbette her seçmenin........
