LAİKLİK KALKARSA NE OLUR?
LAİKLİK KALKARSA NE OLUR?
“Laiklik kalkarsa ne olur?” sorusu, son yıllarda Türkiye’de en çok tartışılan başlıklardan biri hâline gelmiştir. Kimi insanlar böyle bir değişikliğin özgürlükleri ortadan kaldıracağını düşünürken, kimi insanlar ise bunun toplumun inançlarıyla daha uyumlu bir düzenin önünü açacağını savunmaktadır. Ancak meseleye İslami açıdan bakıldığında sorulması gereken ilk soru aslında bu değildir. Asıl soru şudur: Bir toplum hangi ölçülere göre yönetilmelidir? Hukukun kaynağı kim olmalıdır? Egemenlik mutlak anlamda insana mı aittir, yoksa insan da dâhil herkesin üzerinde ilahi bir ölçü bulunmalı mıdır? Bu sorular cevaplanmadan yapılacak her tartışma, meselenin yalnızca görünen kısmıyla ilgilenmek olacaktır.
İslam, hayatı ibadetlerle sınırlı gören bir din değildir. Kur’an, insanın inancını olduğu kadar ahlakını, ailesini, ticaretini, adalet anlayışını, yöneticilerle ilişkisini ve toplumsal düzenini de şekillendiren bir rehber olarak kendisini tanımlar. Bu nedenle İslami bakış açısından devlet ile din arasındaki ilişki tartışılırken, mesele yalnızca kurumların birbirinden ayrılması olarak görülmez. Esas konu, insan hayatının temel ölçülerinin neye göre belirleneceğidir. Çünkü İslam’a göre insanı yaratan Allah, insanın bireysel ve toplumsal hayatı için de yol gösterici ilkeler bildirmiştir. Bundan dolayı Müslüman için din, yalnızca vicdanda yaşanan bir inanç değil; hayatın bütün alanlarını kuşatan bir kulluk bilincidir.
Bu çerçevede laiklik eleştirisinin merkezinde sadece devletin tarafsızlığı tartışması bulunmaz. İslami düşüncede asıl tartışma, vahyin toplumsal hayattaki belirleyici konumudur. Müslüman açısından adalet, hak, helal, haram, emanet, kul hakkı ve sorumluluk gibi kavramlar yalnızca insanların üzerinde uzlaşacağı kavramlar değildir; bunlar aynı zamanda ilahi bir rehberliğin parçasıdır. Bu nedenle İslami perspektiften bakıldığında temel soru, “Devlet dine ne kadar yakın olmalı?” değil; “Toplum adaletini hangi ölçülere göre kurmalıdır?” sorusudur.
Peki, laiklik kaldırılırsa ne olur? Bu sorunun tek ve kesin bir cevabı yoktur. Çünkü laikliğin kaldırılması tek başına belirli bir yönetim modelini ortaya çıkarmaz. Yerine hangi anayasal düzenin kurulacağı, hangi hukuk anlayışının benimseneceği ve bunun nasıl uygulanacağı belirleyici olacaktır. Bu nedenle “laiklik kalkarsa mutlaka şu olur” demek yerine, İslami yönetim anlayışının hangi ilkeleri hedeflediğini konuşmak daha doğru olacaktır.
İslam’ın teklif ettiği yönetim anlayışının merkezinde adalet yer alır. Yönetim, belirli kişi veya sınıfların çıkarını koruyan bir araç değil, hakkı ayakta tutma sorumluluğu taşıyan bir emanettir. Yönetici de........
