menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CHP – AK PARTİ KAVGASININ PERDE ARKASI

13 0
25.06.2026

CHP – AK PARTİ KAVGASININ PERDE ARKASI

Türkiye siyasetinde uzun yıllardır toplumun önüne büyük bir kavga görüntüsü konulmaktadır. Bu kavganın bir tarafında CHP, diğer tarafında ise AK Parti bulunmaktadır. Meydanlarda sertleşen söylemler, seçim dönemlerinde yükselen gerilimler, medya üzerinden yürütülen karşılıklı suçlamalar ve tabanlar arasında oluşturulan psikolojik kutuplaşma, bu mücadeleyi adeta iki ayrı dünya görüşünün, iki ayrı medeniyet tasavvurunun, hatta hak ile batıl arasındaki nihai bir hesaplaşmanın görüntüsüne büründürmektedir. Fakat Müslüman, siyaseti yalnızca görünen yüzüyle değil, arka planındaki zihniyet, meşruiyet kaynağı, egemenlik anlayışı ve sistem ilişkisi üzerinden okumak zorundadır. Çünkü siyasetin gürültüsü çoğu zaman hakikati örter; sloganlar ilkelerin yerine geçer; tarafgirlik basiretin önüne perde olur. Bu nedenle CHP ile AK Parti arasındaki siyasi gerilim, yalnızca günlük politik çekişmeler üzerinden değil, “kim yönetiyor?” sorusunun ötesine geçilerek “neye göre yönetiliyor?” sorusu üzerinden değerlendirilmelidir.

Bu kavganın merkezinde esasen bir egemenlik tartışması vardır; fakat bu egemenlik tartışması İslami anlamda bir egemenlik mücadelesi değildir. Burada tartışılan şey, hükmün, hukukun, eğitimin, ekonominin, toplum düzeninin ve devlet aklının vahyin ölçülerine göre yeniden inşa edilmesi değildir. Tartışılan şey, mevcut anayasal düzenin, mevcut devlet yapısının, mevcut siyasal sistemin ve mevcut modern yönetim mantığının kimler tarafından yönetileceğidir. Bir başka ifadeyle, kavga sistemin temellerini değiştirme kavgası değil, sistemin merkezinde yer alma kavgasıdır. Bu fark doğru anlaşılmadığı takdirde, Müslüman kitleler sistem içi bir iktidar rekabetini İslam adına yürütülen bir mücadele zannedebilirler. Oysa bir mücadelenin İslami olup olmadığını belirleyen şey, o mücadelede dini sembollerin kullanılması, muhafazakâr kitlelerin destek vermesi veya bazı yöneticilerin kişisel dindarlığı değildir. Asıl belirleyici olan şey, mücadelenin nihai hedefinin ne olduğu, meşruiyetini nereden aldığı ve toplumu hangi ilkelere göre dönüştürmek istediğidir.

CHP, tarihsel olarak Cumhuriyet’in kurucu ideolojisini, laik-modern ulus devlet anlayışını, Batıcı modernleşme çizgisini ve devlet merkezli siyasal aklı temsil eden bir siyasi gelenekten gelmektedir. Bu çizginin zihinsel kodlarında din, çoğu zaman toplumsal hayatı belirleyen asli bir kaynak olmaktan ziyade, bireysel alana çekilmesi gereken bir inanç alanı olarak görülmüştür. AK Parti ise başlangıçta muhafazakâr kitlelerin mağduriyetlerini, başörtüsü yasağı gibi haksızlıkları, dindar toplum kesimlerinin kamusal alanda dışlanmasını ve eski vesayet düzenine karşı oluşan tepkiyi temsil ederek yükselmiştir. Bu yönüyle geniş Müslüman kitlelerin teveccühünü kazanmış, onların tarihsel kırgınlıklarına, dışlanmışlıklarına ve siyasal merkezden uzak tutulmuşluklarına hitap etmiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur: AK Parti’nin siyasal yürüyüşü, mevcut sistemi kökten İslami ilkelere göre dönüştürme davası olarak değil, daha çok muhafazakâr toplumsal kesimlerin mevcut sistem içerisinde söz sahibi olması, devleti yönetmesi ve merkezî iktidar alanlarına yerleşmesi şeklinde gerçekleşmiştir.

Bu durumun doğru okunması gerekir. Çünkü muhafazakârlaşma ile İslamlaşma aynı şey değildir. Dini sembollerin görünür hâle gelmesi, bazı yasakların kalkması, dindar insanların kamuda daha fazla yer alması, imam hatiplerin yaygınlaşması veya dini söylemin siyasette daha fazla kullanılması elbette toplumsal açıdan önemlidir. Fakat bunlar tek başına bir düzenin İslami bir istikamete yöneldiğini göstermez. İslami bir dönüşüm, yalnızca kimlik görünürlüğüyle değil; adalet anlayışıyla, hukuk felsefesiyle, iktisat düzeniyle, eğitim paradigmasıyla, ahlak inşasıyla, kul hakkına bakışıyla, emanet bilinciyle, israf ve faiz düzenine karşı tavrıyla, zulme karşı duruşuyla ve en önemlisi egemenlik anlayışıyla ölçülür. Eğer bir siyasi yapı, modern ulus devletin temel kabullerini, laik hukuk sisteminin ana çerçevesini, kapitalist ekonomik düzenin işleyişini ve seküler siyasal meşruiyet kaynaklarını esas alarak yoluna devam ediyorsa; o yapının muhafazakâr bir toplum dili kullanması onu kendiliğinden İslami bir mücadele hâline getirmez.

Bu nedenle CHP ile AK Parti arasındaki kavga, Müslümanların dikkatle ayırması gereken bir düzlemde cereyan etmektedir. CHP, sistemin........

© Mir'at Haber