ZEKÂTIN İNKÂRI KÂFİRLİĞE, İHMALİ AZABA GÖTÜRÜR (II)
ZEKÂTIN İNKÂRI KÂFİRLİĞE, İHMALİ AZABA GÖTÜRÜR (II)
ZEKÂT MALI KORUYUCUDUR
Sevgili kardeşlerim; zekât bir toplumda yardım edebileceklerle yardım alacaklar arasında değindiğimiz üzere kaynaşmayı sağlayacağı için sınıfların oluşmasına engel olur. Bir diğer anlatımla ve Peygamberimizin diliyle ifade edersek; mallarımızı koruma altına almış oluruz.
-Salât üzerine olsun- O şöyle buyuruyor:
“Zekâtla mallarınızı koruma altına alınız.”
Eğer Rabbimizin belirlediği bu hak, hak sahiplerine ulaşırsa sosyal yardım bekleyen insanların nefreti değil saygısı kazanılır? Sevgi ufukları açılır. Onlar Yaradan’ın belirlediği hakkı alıyoruz rahatlığı içinde davranırlar ve isyana hakları olmadığını, servet düşmanlığına mahal bulunmadığını idrak ederler. Devrimizde ferdi mülkiyet düşmanlığının artmasında, haset duygularının gelişmesinde ve sınıflaşmaların teşekkülünde zengin müminlerin fakirlere, âcizlere, işsizlere hakları olan zekâtları vermemelerinin, böylece cemiyeti fiilen iki kampa ayırmalarının büyük rolü olmuştur, olmaktadır ve olacaktır. Bu netice kaçınılmazdır. Bakınız Peygamberimiz bizleri nasıl uyarıyorlar:
“Zekât ve nafaka gibi dinî nitelikli mali vazifeleri yapmamak olan Şuhh’tan aman sakının. Zira dînî nitelikli mali vazifelerden kaçınma, sizden önceki toplulukları helak etmiş, onları birbirlerinin kanını akıtmaya, haram olan can ve mal dokunulmazlığını helâl görmeye sevk etmiştir.”
Benim yaşımda olanlar ülkemizde servet düşmanlığının nasıl boyutlandığını, servetleriyle mağrur olan insanların bu ülkede tebdil-i kıyafetle gezdiklerini gördük ve bildik. Eğer müstahak olursak Allah u Zülcelal’in kullanacağı ceza kamçıları her zaman olur ve olacaktır. Ama biz görevimizi yaparsak hem dünyamızı mutlu hem de âhiretimizi mesut etmiş oluruz..
ZEKÂTI OLMAYANIN KABUL EDİLİR NAMAZI DA YOKTUR
Sevgili kardeşlerim! Burada önemli bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Sık sık değiniyoruz: “Namaz, olmazsa olmaz ibadettir. Namaz yoksa İslâm’ı bir bütün halinde yaşama imkânını bulamazsınız. İslam’ı bir bütün halinde yaşama enerjisini sağlayamazsınız.”
Aziz Peygamberimiz bizi uyarmakta ve; “Zekâtı olmayanın kabul olunur namazı da yoktur” buyurmaktadırlar. Bu hadisi sevgili kardeşlerim; çok uzun dönemler anlayamadım. Rabbim ufkumuzu açınca idrak edebildim. Zekât Rabbimizin belirlediği haktır. Siz bu hakkı vermediğiniz zaman helâl olan malınıza haram kat mış olursunuz. Sevgili Peygamberimiz “Haramla beslenen vücud sahibinin duası ve diğer ibadetleri kabul edilmez” buyurmakla değindiğimiz gerçeği açıklamış olmaktadır.
ZEKÂT VERİLECEK MALLAR VE ORANLARI
Bazı önemli hususiyetlerini açıklamaya çalıştığımız zekât ziraî mahsuller, hayvanlar, madenler, ticaret malları, hisse senetleri, altın ve gümüşler, fabrika ve apartman gelirleri üzerinden değişik yüzdelerle verilir. Mesela sermaye kazanç ikilisinden kırkta bir, kira gelirlerden yirmide bir, toprak ürünlerinden onda bir ve madenlerden beşte bir nispetlerinde verilir.
Dinimizde zekâtın büyük ölçüde her bir cins maldan ve değişik yüzdelerle verilmesi her türlü malda fakirlerin ve âcizlerin de hakları olduğunu göstermektedir. Zenginin kullandığı her mal da fakirin de hakkı vardır.
Buna göre gömlek üretiyorsan gömlek verirsin, ayakkabı üretiyorsan ayakkabı verirsin, tarım ürünleri üretiyorsan onlardan verirsin. Özetlersek hangi malı üretiyorsan, o maldan verirsin zekâtını.
–Yeri geldi aktarayım- bazı kardeşlerimiz örneğin şöyle diyorlar: Hocam elimizde yüzlerce elbise var, bir o kadar ilmi-dîni kitap var, pek çok şişe zeytinyağı var ama verilecek para yok. Bu sebeple zekât veremiyoruz.
Kardeşlerim! Paranın olmasına gerek yok. Bu durumda elbise, kitap ve zeytinyağı olarak zekât verirsin. Zaten asıl olan ürettiğin maldan zekâtını vermektir. İslam âlimleri fakirler lehine kolaylık olsun diye zekâtın parasal karşılıklarla da verilebileceği içtihadında bulunmuşlardır.
ZEKÂTIN İNKÂRI KÂFİRLİĞE, İHMALİ AZABA GÖTÜRÜR
Sevgili kardeşlerim; zekâtın inkârı kâfirliğe, ihmali azaba götürür. Pek çoğumuzun, zaman zaman okuduğumuz Yasin sûresinin 49. âyetinde bize bu kâfir mantığı şöylece açıklanmaktadır:
“Onlara Allah’ın size verdiği rızıklardan; ‘Ne duruyorsunuz, veriniz’ denildiği zaman Yaradan’ı ve O’nun zekâtla alakalı buyruklarını tanımayan kâfirler müminlere şöyle derler: Allah’ın dileseydi zenginleştireceği/ yedirip doyuracağı kişileri biz mi doyuracağız?”
Bu mantık kâfir mantığıdır. Çünkü bütün nimetler Mevla’mızdandır. Sakın ha benim aklım dememeliyiz. Benim atılım gücüm dememeliyiz. Benim çalışmam dememeliyiz. Aklı da veren Allah’tır. Atılım gücünü veren de Allah’tır. Çalışma azmini-zevkini veren de O’dur.
O, vermek istediği için sebepleri de ihsan eder. Dolayısıyla müminin mantığı “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk/Rabbim emret; emrini dinlemeye ve uygulamaya hazırım.” şeklinde daima teslimiyet ve tevazu olmalıdır.
Mümin hayatın her anı ve safhasında “Lebeyk/Emret Rabbim” demelidir.
Aziz Kardeşlerim! Kişi “Zekât da ne oluyor/Niçin zekât vereceğim?” dediği an Yaradan’ın buyruğunu tanımadığı için kâfir olur.
ZEKÂTSIZLIKLA ÂHİRETE İMANSIZLIK BAĞLANTISI
Burada ürpertici bir gerçeğe işaret etmek istiyorum; Âhiret’e imansızlıkla, zekâtsızlık Kur’ân-ı Kerim’de sık sık bir arada zikredilir. Zekâtsızlık, -Allah korusun- kafirliğe açık bir yoldur. Ebedî hayatı mahveder.
Bakınız Füssılet sûresinde ne buyruluyor:
“Uğrayacakları azaplardan ötürü Allah’a ortak koşanlara yazıklar olsun, zekâtı vermeyenler ve âhirete inanmayanlar da onlardır.” (Füssılet, 6-7)
Evet, zekâtsızlıkla ahirete imansızlık arasında sıkı bir rabıta vardır. Namazsızlıkla da böylesi bir bağlantı vardır. Bunun içindir ki Kur’ân’da Hakk’a yani Allah’a yönelik namazla Halk’a dönük zekât genelde bir arada zikredilir.
Zekâtsızlığın Dünya ve Âhiret Cezası
Sevgili kardeşlerim! Zekâtın verilmemesi veya verilmesinde ihmal gösterilmesi de azaba götürebilir. Zekâtsızlığın İslam toplumunda cezası da vardır. Vermediğin zekât alınır, bir de vermen gereken zekâtın bir katı da ceza kesilir. Zekât vermemenin bir de Cehennemî cezası vardır. Rabbimiz bu cezaya ilişkin olarak bizleri Tevbe sûresinin 34 ile 35. âyetlerinde şöyle uyarmaktadır:
“…Altın ve gümüşü biriktirerek saklayan ve onları Allah yolunda harcamayan kimseleri acıklı bir azab ile uyar ey Peygamber.
Zekâtı verilmeyerek biriktirilen malların cehennem ateşinde kızdırılacağı kıyamet gününde, onların alınları, yanları ve sırtları kızdırılan bu mallarla dağlanacak ve onlara şöyle denecektir: İşte nefisleriniz için sakladıklarınız. Artık topladıklarınızın acısını tadın bakalım.”
Kardeşlerim; Hayvanlarla ilgili çalışmamı yaparken bir konu dikkatimi çekmişti de kendi kendime sormuştum; Bu görüntüleri bile dehşet veren zehirli kobralar niçin yaratıldı? Meğer zekâtsızlığımız sebebiyle uğrayabileceğimiz azabın türünü ve büyüklüğünü kavratıcı mühim bir faydası varmış. Bunu Allah’ın Resûlü’nün aşağıda naklettiğimiz hadisinden öğrenenebiliyoruz.
Salât üzerine olsun Peygamberimiz şöyle buyurur:
“Allah’ın kendisine verdiği malların zekâtını vermeyen kişinin Kıyamet Günü’nde vermediği zekâtları, korkunç bir yılana dönüştürülür. O yılan kişiyi çenesinden yakalar ve ona ‘işte ben senin zekâtını vermediğin malınım, ben senin hazinenim’ der.”
Zekat vermemezlik bizi azaba götürdüğü gibi zekât vericilik de Cennet’e götürür. Bir diğer anlatımla hiç bir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir kalbin tasavvur edemeyeceği Ebedî Cennet nimetlerine götürür.
Zekâtın Cennete’e götüreceği gerçeğini Kur’ân-ı Kerim’de cennete girecekleri açıklanan Müslümanların bildirilen ana vasıflarının iman, namaz ve zekât olma sından da öğreniyoruz.
Biz teberrüken Ra’d sûresinin 24 ile 25. âyetlerinin anlamını vermekle yetinelim:
“Rablerinin rızasını dileyerek her zorluğa sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan -gizli ve aşikâr- Allah yolunda harcayanlar ve kötülüğü iyilikle savanlar yok mu? Dünya hayatının iyi bir sonucu olan Adn cennetleri onlarındır… Onlar girecekleri Adn cennetlerinde ebedi olarak kalacaklardır.”
Aziz kardeşlerim; Unutmayınız, fakirler almaya muhtaçtır ama mal varlığı olanlar vermeye daha çok muhtaçtır.
EN ZİYADE KAYBA UĞRAYACAKLAR
Unutmayınız, zekâtını verebildiğiniz mallar sizin mallarınızdır. Diğerleri varislere bırakacaklarınızdır. Unutmayınız, zekâtı vermemek Cehennem’e, vermek de Cennet’e götürür.
Sizlere namazı bir daha hatırlatıyor ve bir hadisle sohbetimizi bitiriyorum. Sahâbi Ebuzer, Hz. Peygamber Kâbe’nin gölgesinde oturuyorken onunla arasında geçen konuşmayı şöyle anlatıyor:
Kâbe’nin Rabbi olan Allah’a yemin ederim ki en ziyade kayba uğrayacak kişiler onlardır.
Ya Rasûlallah; anam babam sana feda olsun. Kıyamet Günü’nde en ziyade zarara uğrayacaklar kimlerdir?
Onlar, önünden, arkasından, sağından ve solundan devamlı verebilenler müstesna, malları çokça olanlardır. En ziyade kayba uğrayacak olanlar zekâtlarını vermedikleri çokça mallara sahip olanlardır.
Hepinize hayırlar, huzurlar dolu ömürler niyaz ederim aziz kardeşlerim.
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
