menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İSLAM’I YAŞAMAK AHİRETİ TERCİH ETMEKTİR

41 0
tuesday

İSLAM’I YAŞAMAK AHİRETİ TERCİH ETMEKTİR

Ömürlerini, sınırlı ve sonlu bir geleceğin elemlere dönüşecek aşkı ve sonunda azaplara uğratacak meşguliyeti uğruna harcamak istemeyenler, Rabbimizin çizdiği ve dünya gerçeğini ana çizgileriyle sunan şu mukaddes tabloyu sık sık ve büyük bir ciddiyetle izlemek mecburiyetindedirler.

Hadid Sûresi, âyet 20:

“Biliniz ki, dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir öğünüştür. Mallarda ve evlatlarda bir çoğalıştır. Bunun örneği, bitirdiği ekin ekicilerin hoşuna giden bir yağmur gibidir. Fakat sonra o bitki kurur da, sen onu sapsarı bir hâle getirilmiş bulursun, sonra da o bir çer çöp olur.

Âhirette çetin azap vardır. Allah’ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır. Dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.”

Gerçeküstü gerçeği açıklayan bu Kur’ân tablosunu, ezelî ve ebedî olan Musavvir’ine inanarak inceleyen mü’minler, pek tabiidir ki dünya hayatını hakiki çehresi ve geçiciliği içerisinde görürler. Hayatı da iman mantığı ile değerlendirerek âhiret aşkını dünya sevdasına üstün tutarlar.

Evet, ölümden sonra diriltilme, Allah’ın huzurunda muhakeme olunarak mükâfat veya ceza görme gerçeğine inanan mü’minler, değinilen aşkla âhiret hayatını dünya hayatına tercih ederler.

Acaba, ruhî ahenk ve ebedî mutluluk için gerekli olduğu mukaddes belgelerle açıklanan bu tercihin anlamı nedir ve nasıl gerçekleştirilebilir?

İşte, asıl bilinmesi gereken mevzu budur. Çünkü her an bitebilecek olan bir hayatın geçiciliği ve bir anlamda da değersizliği, inançlı ve inançsız her kişi için açık bir hakikattir.

Hak Din’imize göre âhiret hayatını dünya hayatına tercih etmenin anlamı; İslâm Nizâmı’nı, bu düzenle çatışan diğer inanç sistemlerine ve yaşayış şekillerine üstün tutmak ve tam bir iman ve aşkla yaşamaktır.

Mukaddes dinimiz, aydınımız ve halkımız tarafından fert ve cemiyet bünyesi ile kaynaşan gerçekçi ve tekâmüle çağırıcı düsturları ile tanınmadığı içindir ki, âhireti dünya hayatına tercih etmeyi hayatî faaliyetleri yavaşlatmak, cemiyet hayatından kaçınarak ferdî bir hayat sürdürmek ve inzivaya çekilmek manasına anlamışlardır.

Bu anlayıştır ki, mü’minlerin İslâmî hareket ve heyecanlarını zaafa uğratmış; bilgili, yetenekli, güçlü, atılgan, müspete yöneltici ve inandıkları Hak Düzen adına toplumu yönetici fertler olmalarını engellemiş; onları siyasî, iktisadî ve kültürel bakımdan bağımlı, öz hakları çiğnenen bir yığın hâline getirmiştir.

Hayatın tabiî akışıyla çatışan ve menfi (olumsuz) neticeler doğuran böylesi........

© Mir'at Haber