Detaylar ortaya çıktıkça Mekke Anlaşması BOP’u tamamlama projesi izlenimi veriyor
Dün Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması üzerine düşüncelerimi yazmıştım.
Dün de bu anlaşmanın zamanlamasına, kimlerden oluştuğuna ve ileride ortaya çıkarabileceği sonuçlara ilişkin ciddi soru işaretlerim bulunduğunu ifade etmiştim.
Ancak anlaşmaya ilişkin detaylar ve değerlendirmeler ortaya çıktıkça şüphelerim azalacağı yerde daha da artıyor.
Bugün geldiğim noktada bende oluşan izlenim şudur:
Bu iş yalnızca üç ülkenin birbirini korumasından ibaret olmayabilir. Bölgedeki gelişmelerle birlikte okunduğunda, yıllardır konuştuğumuz Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eksik kalan parçalarını tamamlamaya hizmet edebilecek yeni bir düzen kuruluyor olabileceğinden ciddi biçimde endişe ediyorum.
Haritayı önüme koyduğumda; Irak’tan Suriye’ye, Filistin’den İran’a kadar son çeyrek asırda yaşananları düşündüğümde ve yeni ittifakın kimlerden oluştuğuna baktığımda sormadan edemiyorum:
Bu anlaşma gerçekten kimi, kimden koruyacak?
Mekke ismi bizi sorgulamaktan alıkoymamalı
Öncelikle şunu açıkça ifade edeyim:
Bir anlaşmanın adının “Mekke” olması ve Mekke’de imzalanması, o anlaşmaya kendiliğinden özel bir siyasi değer kazandırmaz.
Mekke bizim mukaddesimizdir. Tam da bu nedenle Mekke’nin mübarek isminin, mahiyeti tam olarak ortaya konulmamış herhangi bir siyasi veya askerî projenin sorgulanmasını engelleyen bir ambalaja dönüştürülmesine karşı çıkmalıyız.
Biz anlaşmanın adına değil, içeriğine bakmalıyız.
Hangi ilkeler çerçevesinde yapılıyor?
Hangi çıkarları koruyor?
Kimler dışarıda bırakılıyor?
Kime karşı yapılıyor?
Yetkililer “Hiçbir ülkeyi hedef almıyor” diyor.
Peki o zaman neden böyle bir ortak savunma anlaşmasına ihtiyaç duyuldu?
Ortada bir tehdit yoksa savunma kime karşı yapılacak?
Madem İran’a karşı değil, İran neden yok?
Benim şüphelerimin merkezindeki sorulardan biri budur.
Eğer bu yapı gerçekten bölgesel güvenliği sağlayacaksa, yaklaşık 90 milyon nüfusuyla bölgenin en önemli ülkelerinden biri olan İran neden dışarıda?
Üstelik zaman içerisinde Mısır ve Katar gibi başka ülkelerin de bu yapıya katılabileceği konuşuluyor.
Haritayı açıp baktığınızda ortaya dikkat çekici bir görüntü çıkıyor.
İran’ın batısında Türkiye…
Buna yeni ülkeler de eklenirse insan ister istemez soruyor:
Bu yapı zamanla İran’ı dört bir taraftan çevreleyen askerî ve siyasi bir kuşağa mı dönüşecek?
Madem İran hedef değil, İran’a da üyelik teklif edilecek mi?
İran’ın da içerisinde bulunduğu ortak bir bölgesel güvenlik sistemi kurulacak mı?
Eğer cevap hayırsa, neden?
Bunların cevapları verilmelidir.
Gazze için neden kurulmadı?
Burada çok önemli bir çelişki daha görüyorum.
Gazze’nin başına gelenler ortada.
Filistin topraklarının durumu ortada.
Golan Tepeleri meselesi ortada.
Suriye’nin yıllardır yaşadığı saldırılar ortada.
Peki Gazze bombalanırken neden “Birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılır” diyen güçlü bir İslam ülkeleri savunma sistemi kurulmadı?
Suriye vurulurken neden kurulmadı?
Lübnan vurulurken neden kurulmadı?
Irak işgal edilirken neden böyle bir ortak savunma anlayışı ortaya konulmadı?
Ama İran üzerindeki askerî ve siyasi baskının arttığı bir dönemde üç ülke birden ortak savunma mekanizması oluşturuyor.
İşte bunu sorgulamak zorundayız.
İsrail’in güvenliği Müslüman ülkelere mi havale edilecek?
Benim kafamdaki en ağır sorulardan biri de budur.
ABD’nin Ortadoğu politikasının yıllardır değişmeyen temel unsurlarından biri İsrail’in güvenliğidir.
Amerikan başkanları değişmiştir.
Hükümetler değişmiştir.
Söylemler değişmiştir.
Ama İsrail’in güvenliği Washington açısından stratejik öncelik olmaya devam etmiştir.
O hâlde şu soruyu sormamız gerekiyor:
Yeni dönemde İsrail’in ve bölgedeki ABD askerî varlığının güvenliğini sağlama görevi Müslüman ülkelere mi devredilecek?
ABD’nin kendi askerleri yerine bölgedeki Müslüman ülkelerin askerî güçlerini kullanabileceği yeni bir sistem mi oluşturuluyor?
Türkiye’nin askerî gücü…
Pakistan’ın askerî ve nükleer kapasitesi…
Suudi Arabistan’ın mali gücü…
Bunları aynı denklemde topladığınızda ortaya küçümsenemeyecek bir güç çıkıyor.
Peki bu güç hangi tehdide karşı kullanılacak?
Bunun cevabını bilmek milletimizin hakkıdır.
ABD’den habersiz böyle bir denklem kurulabilir mi?
Burada bana kimsenin kolay kolay anlatamayacağı başka bir mesele var.
Türkiye NATO üyesidir.
Suudi Arabistan’ın ABD ile son derece güçlü askerî ve stratejik ilişkileri bulunmaktadır.
Pakistan’ın........
