menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Irak, iki ateş arasında: Riyad-Washington Saldırıları ve Bağdat'ın açmazı

14 0
05.08.2026

Batı Asya coğrafyasında cereyan eden olayları, yalnızca güncel gelişmelerin yüzeysel dalgalarıyla veya belirli bir anlık kırılmanın doğurduğu sonuçlarla açıklamaya çalışmak, tıpkı buzdağının sadece görünen yüzüne odaklanıp altındaki devasa kütleyi görmezden gelmek gibidir. Bu topraklarda akan kanın, çizilen sınırların ve bozulan dengelerin gerçek anlamını kavrayabilmek için, tarihsel sürekliliği ve ideolojik derinliği hesaba katmak elzemdir. Modern Batı Asya’nın şekillenmesinde belki de en belirleyici faktör, kökleri binlerce yıl öncesine uzanan Siyonist düşüncenin, 1897 yılında Basel'de düzenlenen Birinci Dünya Siyonist Kongresi ile birlikte sistematik ve siyasal bir harekete dönüşmesidir. O günden bugüne, bu hareketin stratejik hedefleri ve bunlara ulaşmak için devreye sokulan araçlar, bölgedeki tüm istikrarsızlık denklemlerinin merkezine oturmuştur. Günümüzde İran'a yönelik artan baskılar, yürütülen psikolojik ve askeri operasyonlar, bu uzun vadeli planın sadece en güncel ve görünür halkasını oluşturmaktadır. Hatta bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde, Türkiye'nin terör sorunundan, bu kadim coğrafyanın kadim yapısı bilinçli olarak ekilmiş olan mezhep ve etnik kimlik çatışmalarına kadar pek çok kronik mesele, Siyonist stratejinin bölgeyi zayıflatma, parçalama ve kontrol etme amacına hizmet eden alt başlıkları olarak karşımıza çıkar. Zira bu ayrıştırma politikaları o kadar derin ve çeşitlilikte kurgulanmıştır ki, mezhep ve etnik temelli gerilimler adeta bu oyunun en basit ve genel görünümlü yüzeyidir.

Bir araya girerek Batı Asya tanımına bir değinmek gerekir… Hepimiz bu hataya düşüyoruz belki de daha da düşeceğiz… Ancak zamanla düzeltmemiz çok önemli… "Orta Doğu" terimi yerine Batı Asya tanımını kullanmak esasında, coğrafi gerçekliği esas alan ve sömürgeci bakış açısını reddeden bilimsel bir tercihtir, bu nedenle bu Avro-merkezci yaklaşımdan kaçınmak gerekir. Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığının çok isabetli bir çalışması var. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Orta Asya yerine Türkistan, Haçlı Seferleri yerine Haçlı Saldırıları, Coğrafi Keşifler yerine Sömürgecilik, Bizans yerine Doğu Roma, Ermeni Meselesi yerine Asılsız Ermeni İddiaları, Tehcir Kanunu yerine Sevk ve İskân Kanunu, Ege Denizi yerine Adalar (Ege) Denizi, deniz alanları yerine Mavi Vatan, hava sahası yerine Gök Vatan, ormanlar ve doğa yerine Yeşil Vatan kavramlarını yerleştirdi. Bu kapsamda yapılan, tarih ve coğrafya müfredatlarında Avrupa-merkezci yaklaşımları kırma gayreti çok önemlidir. Başkalarının tanımlarını veya size yönelik anlamlandırmalarını kullanarak kendiniz olamazsınız.

Bahsettiğimiz derin tarihsel ve ideolojik arka planın bir ürünü olan bölgesel gerilimler, son olarak net bir şekilde Irak sahasında kendini göstermiştir. 29.07.2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri ve Suudi Arabistan'ın, birbirleriyle eşgüdüm içerisinde ve büyük ihtimalle önceden planlanmış bir zamanlamayla, Irak'taki Haşdü'ş-Şabi........

© Milli Gazete