Ömre bedel bir umre
Harameyn, hac, umre ve ziyaretler noktasında her zaman her müminin gönlünde ayrı bir yer işgal eder.
Son yıllarda kota sebebiyle hac, özlemle kurası beklenen bir ibadet konumuna da yerleşti. Umre, kota olmadığı için yıl boyu yapılabilir konumda.
Özellikle Rasulüllah Efendimiz’in "Ramazan’da yapılan bir umre benimle birlikte yapılan hacca denktir" müjdesiyle Ramazan ayı umresine ayrı bir rağbet vardır.
Genel manada umre, günahlara kefarettir. Bu durumu Rasulüllah şöyle ifade ediyor:
"Umre ibadeti, daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefârettir.
Mebrûr haccın karşılığı ise ancak cennettir." (Buhari, Müslim)
Hanefi ve Maliki mezhebine göre ömürde bir defa Umre yapmak sünneti müekkededir. Hanefilerden vacip olduğunu söyleyenler de vardır.
Hanbelî ve Şafilerin çoğuna göre ise ömürde bir kez umre yapmak farzdır.
Peygamberimiz dört defa umre yapmıştır.
Katâde ibn Diâme şöyle demiştir:
“Ben, Enes bin Mâlik'e:
- “Peygamber (s.a.v) kaç kere umre yaptı?” diye sordum.
“Dört umre yaptı, diye cevap verdi.”
UMRE RUHU KAYBOLMAMALI
Hac ve umreyi sadece kâr elde etme kapısı gören bazı firmalar, özellikle umre ibadetini ibadet boyutundan ve asıl ruhundan uzaklaştırmaktadır. Ve umrecilerin ibadet ruhunu unutarak sadece bir gezi kapsamında düşünmelerini sağlamaktadır.
İyi niyetli olan nice umre şirketleri de planlama ve programlama boyutunda zayıf kalarak mübarek topraklarda umrecilerin zor anlar yaşamasına sebep olmaktadır.
Umrenin ruhuna uygun ve planlaması düzgün organizasyon yapan şirketleri takdir edilip desteklenmelidir.
Ahir zamanda zenginlerin caka satmak, fakirlerin dilenmek, âlimlerin kendisini ispat etmek, zahitlerin gösteriş yapmak gayeleriyle mukaddes mekânlara gideceği haber verilmektedir. İşte bu farklı gayelerden arınmış canı gönülden samimiyetle ve şartlarına uygun bir hac ve umre ne kadar da büyük bir nimettir.
Ve ömre bedel bir umre yolculuğu için bir kefen misali ihramlar, “ölmeden önce ölünüz” prensibinin şiarı olarak kefenlerimize bürünüyoruz.
Beytullah'a yönünü dönen Müslüman dillerde lebbeyk. “Ey Allah'ım senin emrine geldim, şeytanın tasallutundan bıktım, şehevatın azdırmasından, şeytanlaşmış insanların alıkoymasından yüz çevirerek Senin emrine geldim.”
Kâbe’yi görene kadar telbiye devam eder.
Kâbe, yediden yetmişe yaşlı gözlerle görünür. Gönüllerde ve dillerde aynı niyaz; “Allah'ım beytini bu dünya gözü ile bize gösterdiğin gibi cemalini de bize göster”.
Tavaf, cennet taşı Hacerü’l-Esved ile başlar.
Hakikati cennet yakutu olan, nuru doğu ile batıyı aydınlatacak kadar aydınlık olan ama günah kirleriyle kararmış olan nurlu siyah taş. Eller Hacerü’l-Esved’i selamda, gönüller sanki şöyle der: “Doğu ile batıyı aydınlatacak kadar büyük nurun sahibi ey Hacerü’l-Esved! Sen kardan daha beyazken, kullar simsiyah günahlarını sana bırakıp arınıp tertemiz gittiler. Sen, vefakârsın bugün sadece şahit olur, kıyamet gününde ise Uhud Dağı gibi görkemli olursun, iki dudağın bir dilinle gördüklerine şahitlik edersin. İşte bir günahkâr kul daha günahıyla seni selamlıyor.
Evet Hacerü’l-Esved, kendisine selamlayanların şahidi olacak;
Rasulullah buyurdu ki:
"Vallahi Allah, onu (Hacerü’l-Esved’i) kıyamet gününde gören iki gözü ve konuşan bir dili olduğu halde diriltecektir de kendisini hakkıyla selamlayanlar hakkında şahitlik edecektir.” (Tirmizî)
O, BİR CENNET YAKUTU İDİ:
“Hacerü’l-Esved cennetin yakutlarından kıymetli taşlardan bir taştır.
“Hacerü’l-Esved, cennetten indi. İndiği vakit sütten daha beyazdı. Onu insanların günahları kararttı." (Tirmizi)
Hacerü’l-Esved ve Kâbe-i Muazzama’nın kapısı arası
Göğüslerin yapıştırılıp gözün göğe dikildiği, ellerin örtüye sarıldığı gözyaşları ile duaların edildiği makam. Sanki tavaf eden mümin şöyle der:
Ey........
