Ulus devleti kaybedersek, İsrail'in istediği modele dönüşürüz
Türkiye’de bugün yapılan tartışmanın ne anlama geldiğini anlayabilmek için önce çok temel bir kavramı açıklamak gerekiyor:
Çünkü görüyorum ki Türkiye’de “ulus devlet” kavramı bazen ırkçılık, etnikçilik veya farklı kimliklerin inkarı gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Oysa ulus devletin özü bunun tam tersidir.
Ulus devlet; devletin egemenliğinin ayrı ayrı etnik gruplara, aşiretlere, mezheplere veya cemaatlere değil, ortak siyasi millete ait olmasıdır.
“Sen hangi etnik kökendesin?”
“Sen hangi mezheptensin?”
“Senin deden nereden geldi?”
Hukuk önünde vatandaşına bakar.
Ulus devletin temelinde eşit vatandaşlık vardır.
Bir vatandaş diğerinden etnik kökeni nedeniyle daha üstün olmadığı gibi daha aşağı da değildir.
Devlet makamları etnik gruplar arasında paylaştırılmaz.
Topraklar etnik kökenlere göre bölüştürülmez.
Egemenlik etnik topluluklara dağıtılmaz.
Vatandaşların devlete aidiyeti soy üzerinden değil, vatandaşlık bağı ve ortak siyasi aidiyet üzerinden kurulur.
İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin temelinde de bu vardır.
Anayasa’nın 10. maddesi zaten bunu açıkça güvence altına alır:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”
Daha nasıl bir eşit vatandaşlık istiyorsunuz?
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hukuk önünde zaten eşittir.
O halde bugün “eşit yurttaşlık” denilerek talep edilen şey gerçekten hukuki eşitlikse, bunun anayasal zemini zaten vardır.
Eğer bunun ötesinde etnik kimliklere ayrı anayasal statü, siyasi temsil alanı, bölgesel egemenlik veya kolektif siyasi haklar talep ediliyorsa, bunun adı artık yalnızca “eşit yurttaşlık” değildir.
Bu, devlet modelinin değiştirilmesi tartışmasıdır.
Eşit vatandaşlık başka şeydir.
Etnik kimliklerin siyasallaştırılması başka şeydir.
Bu ayrımı özellikle yapıyorum.
Çünkü “eşit yurttaşlık” gibi kimsenin itiraz edemeyeceği demokratik bir kavramın arkasına saklanarak etnik siyasetin meşrulaştırılmasına izin verilmemelidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürt kökenli vatandaşlarımızın diğer vatandaşlardan daha az vatandaşlık hakkı yoktur.
Cumhurbaşkanı olabilirler.
Milletvekili olabilirler.
Hakim, savcı, vali, kaymakam olabilirler.
Devletin bütün makamlarına gelebilirler.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti etnik vatandaşlık üzerine değil, hukuki vatandaşlık üzerine kurulmuştur.
İşte ulus devlet budur.
DÜNYANIN GÜÇLÜ DEVLETLERİ KENDİ ORTAK SİYASİ KİMLİKLERİNDEN VAZGEÇİYOR MU?
Birleşik Krallık’a bakın.
Bunların devlet yapıları birbirinin aynısı değildir.
ABD ve Almanya federaldir.
Rusya da anayasal olarak federasyondur.
Fakat hiçbiri devlet egemenliğini ortadan kaldırmayı, ortak siyasi aidiyetini tasfiye etmeyi veya merkezi devlet kapasitesini yok etmeyi “demokratikleşme” olarak görmez.
Fransa Fransız siyasi milletinden vazgeçiyor mu?
ABD Amerikan vatandaşlığı ortak paydasından vazgeçiyor mu?
Almanya Alman devlet kimliğini ortadan kaldırıyor mu?
Rusya kendi devlet bütünlüğünün etnik gerekçelerle parçalanmasını, Rus halkı kavramından vaz geçmeyi kabul ediyor mu?
Dünyanın güçlü devletlerinin kendileri için vazgeçilmez gördüğü siyasi bütünlük Türkiye söz konusu olduğunda neden tartışmaya açılıyor?
Türkiye’ye neden Irak modeli gösteriliyor?
Neden Suriye’deki etnik-bölgesel yapılanmalar örnek haline getiriliyor?
Neden Lübnan’daki kimlik temelli güç paylaşımını çağrıştıran modeller Türkiye için tartışılabiliyor?
Burada mesele demokrasi değildir.
Çünkü demokrasi ile devletin parçalanması aynı şey değildir.
İnsan hakları ile etnik bölgeselleşme aynı şey değildir.
Eşit vatandaşlık ile etnik gruplara siyasi egemenlik alanları oluşturmak aynı şey değildir.
EMPERYALİZMİN TARİHİ YÖNTEMİ: KENDİNE GÜÇLÜ DEVLET, BAŞKASINA PARÇALI DEVLET
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken çelişki budur.
Büyük güçler kendi ülkelerinde devlet bütünlüğünü, ortak siyasi kimliği ve merkezi devlet kapasitesini korurken; Orta Doğu söz konusu olduğunda etnik, mezhepsel ve dini farklılıkların siyasallaştırıldığı modellerin........
