menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yanlış Kararın Faturası Neden Hazineye Kalıyor?

6 0
previous day

Kamu yönetiminde herkesin bildiği ama pek azımızın ifade ettiği bir gerçek var. Kamuda yanlış kararı veren ile kararın bedelini ödeyen aynı kişi değildir. Karar veren idareci iken kararın bedelini ödeyen kurumdur.

Basit bir örnekle başlayalım. Bir kamu kurumunda görev yapan personele, bir durumu zamanında bildirmediği gerekçesiyle uyarı cezası veriliyor. Oysa ilgili personelin görev tanımında böyle bir yükümlülük bulunmuyor. Ortada ne somut bir kusur ne de açık bir mevzuat ihlali var. Üstelik disiplin süreci yürütülürken usule ilişkin bazı hatalar da yapılıyor. Personel verilen cezaya itiraz ediyor. Ancak itirazı inceleyen kurul ne görev tanımındaki sınırlara ne de süreçteki usul eksikliklerine yeterince bakıyor ve cezayı olduğu gibi onaylıyor. Bunun üzerine kamu personeli idare mahkemesine başvuruyor. Mahkeme, görev tanımında yer almayan bir yükümlülüğün ihlal edildiği gerekçesiyle disiplin cezası verilmesini ve süreçteki usul eksikliklerini hukuka aykırı buluyor; uyarı cezasını iptal ediyor. Kararın sonunda ise o tanıdık cümle yer alıyor: Davalı idare, yargılama giderlerini ve karşı tarafın vekâlet ücretini ödemeye mahkûm edilmiştir.

Hikâye burada bitmiş gibi görünüyor: personel haklı çıkmış, idare yanlış bir karar vermiş ve bu karar yargıdan dönmüş. Oysa asıl soru dosya kapandıktan sonra gelir: İdarenin verdiği yanlış kararın neticesinde vekâlet ücretini ve yargılama giderlerini kim ödeyecek? Cevap belli: Kurum, yani devletin hazinesi, milletin bütçesi. Peki, hatalı cezayı verenler ve onaylayanlar? Ne ceplerinden tek kuruş çıkacak ne de sicillerine bir not düşecek. Hatta bir sonraki kararlarında bir an olsun durup düşünmelerini gerektirecek hiçbir sonuçla karşılaşmayacaklar. Bu ne kadar adil?

Hukukta Yeri Var, Uygulama Ne Zaman?

Bu tablo mevzuattaki bir boşluktan değil, uygulamadaki bir alışkanlıktan kaynaklanıyor. Anayasamızın 129. maddesinin beşinci fıkrası son derece açıktır: Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, "kendilerine rücu edilmek kaydı ile" ancak idare aleyhine açılabilir. Yani anayasa koyucu, vatandaşı güçlü bir muhatapla, devletle karşı karşıya getirirken kusurlu görevliyi aklamamış; idareye, kusurlu görevliye rücu yolunu açıkça göstermiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu da aynı çizgidedir. Kanunun 12. maddesine göre, memurun kastı, kusuru, ihmali veya tedbirsizliği sonucu idarenin uğradığı zararın ilgili memur tarafından ödenmesi esastır. 13. madde ise vatandaşın davayı kuruma........

© Milli Gazete