Zaferin gölgesinde yıkım
Güç dengelerinin dili çoğu zaman soğuktur. Genelde haritalar, tonajlar ve menziller üzerinden konuşulur. Hâlbuki savaşın gerçek ölçüsü, çizilen sınırlar ya da elde tutulan stratejik yerler değil, geride kalan hayatların ağırlığıdır. 28 Şubat 2026 tarihinde ABD-İsrail’in İran’a saldırmasından sonra başlayan savaş, bugün kırılgan bir ateşkes ve belirsiz müzakereler evresine girmiş görünüyor.
Tartışmaların odağında ise Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol, enerji fiyatları ve “kimin kazandığı” sorusu var. Açıkçası bu sorunun kendisi bile, büyük bir yanılgının parçası olduğunu düşünüyorum. Zira ortada klasik anlamda bir zaferden söz etmek giderek daha imkânsız hale geliyor.
Evet, İran rejimi yıkılmadı. Askeri kapasitesinin önemli bir kısmını korudu ve karşılık verme yeteneğini sürdürdü. Ama bu durum, şehirlerin yıkıldığı, altyapının çöktüğü ve toplumun derin bir travmaya sürüklendiği gerçeğini değiştirmiyor. Aynı şekilde ABD ve İsrail ikilisi de hiçbir siyasi hedefine ulaşamadı. Üstelik ağır ekonomik kayıpları oldu ve olmaya da devam ediyor.
Mevcut tablo, “direnç” ile........
