Sétif’ten Paris’e: Cezayir bağımsızlık mücadelesinin diğer cephesi
Geçtiğimiz hafta bu köşede Gillo Pontecorvo’nun 1966 yapımı La Bataille d’Alger filmini yazmıştık. Pontecorvo kamerasını Casbah’ın dar sokaklarına kuruyor. Fransız paraşütçüleri, gece baskınları, kafelere bırakılan bombalar ve FLN’nin şehirdeki hücreleri arasında sıkışmış bir kenti izliyoruz. Bugün aynı savaşa başka bir kapıdan giriyoruz. Çünkü Cezayir’in bağımsızlık savaşının Akdeniz’in karşı kıyısında, Fransa’nın kendi şehirlerinde süren bir kolu daha vardı ve sinema onu uzun yıllar görmezden geldi. Rachid Bouchareb’in 2010 tarihli Hors-la-loi filmi, Cezayir’den başlayıp Paris’e uzanan bu hikâyeyi anlatıyor. Bu yazıyı da geçen haftaki yazının devamı olarak okuyabilirsiniz.
Hors-la-loi’de hikâye 1925’te, Sétif yakınlarındaki bir çiftlikte açılıyor. Sömürge idaresi, kuşaklardır o toprağı işleyen bir aileyi evinden çıkarıyor. Kamera oradan 1945’e, ardından 1950’lerin Paris’ine geçiyor ve 1962’deki bağımsızlıkla kapanıyor. Arada otuz yedi yıl, dağılan bir aile ve birbirinden bambaşka yollara savrulan üç kardeş var.
Bouchareb bu konuya hazırlıksız gelmedi. Dört yıl önce çektiği Indigènes (2006), İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa için cepheye sürülen Kuzey Afrikalı askerleri anlatmıştı. İki film birlikte okunduğunda, İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsızlık mücadelesine uzanan tarihsel bir hat ortaya çıkıyor. Jamel Debbouze, Roschdy Zem ve Sami Bouajila’nın iki filmde de başrolde olması bu bağı seyirci için somutlaştırıyor. İlk film Fransa adına kan döken sömürge askerlerinin hikâyesiydi. İkincisi, savaştan dönen bu insanların toplumunun neden bağımsızlığı istemeye başladığını soruyor. Bu sorunun cevabı ise 1954’ten önceye, 1945 baharına uzanıyor.
Avrupa bayram ederken
8 Mayıs 1945’te Avrupa Nazi Almanyası’nın yenilgisini kutlarken, Sétif’te savaşın sona ermesinin coşkusu yaşamak ve siyasal taleplerini dile getirmek üzere toplanan Cezayirliler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma, kısa sürede geniş çaplı bir şiddet dalgasına dönüştü. Ardından gelen bastırma harekâtına ordu, jandarma ve silahlanan Avrupalı yerleşimciler katıldı. Şiddet günlerce sürdü, Guelma ve Kherrata’ya da sıçradı. Bu şiddet olaylarında kaç kişinin öldüğü hâlâ tartışmalı. Fransız makamlarının dönemsel tahminleri ile Cezayir tarafının yıllar içinde dile getirdiği on binlerce kişilik rakamlar arasında büyük fark bulunuyor. Daha sonraki tarihçiler ise farklı arşiv ve demografik verilere dayanarak birkaç bin ile on binler arasında değişen tahminler ortaya koyuyor. Fransa’nın Denizaşırı Ulusal Arşivleri’nde (ANOM) o günlere ait idari soruşturmalar, görevden alma kararları ve tazminat dosyaları bugün de duruyor.
Peki, bu tarihi bu kadar belirleyici kılan ne? 1945’te Cezayirli siyasetçilerin hepsi ayrılık peşinde değildi. Bir kısmı Fransa’nın içinde eşit vatandaşlık,........
