menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tuzlu suyun hükmü ve kıyıda boğulan iradeler

27 0
01.08.2026

Kuzey Afrika’nın sert rüzgârları, insanın o derin ve dinmek bilmeyen yurtsuzluk sızısını İspanya’nın Ceuta (Sebte) bölgesine doğru savuruyor. Nüfusu seksen bini biraz aşan daracık bir kara parçasına, yalnızca birkaç gün içinde kırk dokuz bin insanın akın etmesi, sadece istatistiksel bir dalgalanma değildir. Bu, toprağın ve sınırların insan kederini taşıma kapasitesinin ortadan çatlamasıdır. Cebelitarık’ın o serin sularında, tuzun ve insanın yorgun terinin birbirine karıştığı o dar eşikte, yüzyıllardır süregelen ağır bir varoluş kavgası yeniden sahneleniyor.

Gecenin karanlığında sınır tellerinden denize dökülen kalabalıklar, akıntıyı yararak karşıya geçmeye çalışıyor. Aynı saatlerde İspanyol makamları silahlı kuvvetleri ve sivil muhafızları bölgeye sevk edip hudut hattını kapatıyor. Öğle saatlerine doğru, suyu aşamayan onlarca cansız beden ağır ağır kumsala diziliyor. Yetkililer mühürlü evraklarla rutin devriye tutanaklarını imzalıyor. Sadece suyun kütlesi, insanın çaresizliği ve devletlerin ağırbaşlı hudutları aynı karede donup kalıyor.

Orada, o dar boğazda, varlık ile hiçlik arası sadece bir nefeslik mesafedir.

Suyun merhameti yoktur; bedeni yutar, geriye sadece kıyıya vuran ıslak kıyafetler, tuzu emmiş yırtık kimlikler ve yarım kalmış bir yürüyüş bırakır. Zamanın akışında, yeryüzünün en ağır yükü, toprağa değememiş adımların karanlık sulara gömülmesidir. Bu öylesine mutlak bir sondur ki, geriye ne bir telafi şansı ne de dönüp düzeltilecek bir hata payı kalır.

Peki biz, ayakları toprağa........

© Milat