menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Söz haddi aşmadan...

36 0
15.07.2026

Bizler, malumatı hakikat sanan ağır bir yanılsamanın ortasında, kendi varlığını ruhsuz hesap tahtalarına meze eden bir savrulmayı yaşıyoruz. İnsanı yalnızca malumat istifleyen, etrafındaki her şeyi kaskatı bir hissizlikle tartıp biçen cansız bir döküm defterine indirgeme gayreti, her geçen gün yeni bir sınır aşıyor. Oysa ışığın çekildiği, piyasanın hayhuyunun dindiği ve insanın kendi vicdanıyla baş başa kaldığı o alacakaranlıkta geriye kalan şey, yapılan kuru hesaplar değildir.

Varlık, alt alta dizilmiş sayılardan ve kaba mantık oyunlarından ibaret bir yığın olamaz. Ciltler dolusu tartışmanın ve yorucu kelime kalabalığının arasından sıyrılıp gelen o yalın gerçeği, bütün sarsıcılığıyla yeniden hatırlamak zorundayız: İnsan, hesap eden değil, şahitlik eden bir varlıktır.

Eski bir odanın gıcırdayan ahşap eşiğinden içeri adım atan beklenmedik bir misafir... Duvardaki gölgeler donmuş, masanın etrafındakilerin nefesi düğümlenmiştir. Böyle bir karşılaşma anında odayı tarayan cansız bir cam mercek; tabandaki tozu, perdenin dokusunu, duvardaki gölgeleri ve insanların yüzünü eşit bir kayıtsızlıkla hafızasına kazırdı. Fakat insanın bakışı böyle işlemez. İnsan gözü, yeryüzünü edilgen bir ayna gibi yansıtmaz; bakış, zihnin ve kalbin niyetine göre yol alır.

Odaya yönelen bakışlarımız, misafirin duruşundaki tedirginliği, ev sahibinin yüzündeki o anlık sarsıntıyı, iki ruh arasında havada asılı kalan o sessiz gerilimi arar. Niyetimiz neyse, dikkatimiz oraya akar. Bizler dünyanın dışına itilmiş, onu uzaktan seyreden tarafsız yabancılar değiliz; varlığın tam ortasında, onun hamuruna yoğrulmuş canlılarız. Çünkü görmek, çevreden veri toplamak değil, yeryüzüyle kurulan ahlaki ve canlı bir temastır.

Bir meselenin dış kabuğunda oyalanmamak;........

© Milat