Kendi gölgeni tanımak
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yüzlerce güneş paneli aynı yöne döndü. Ufkun öbür tarafında ise bir sondaj kulesi, denizin derinliklerine doğru ağır ağır inmeyi sürdürüyordu. Aynı gökyüzünün altında iki ayrı gelecek sessizce şekilleniyordu. Biri toprağın altına inmeyi tercih ediyor, diğeri göğün cömertliğini sessizce toplamaya hazırlanıyordu.
İnsan da milletler de çoğu zaman oldukları gibi görünmez; görünmek istedikleri sureti taşırlar. Güçlü görünmek isteyen de, zayıflığını gizlemeye çalışan da önce kendine bir maske edinir. Fakat zamanın garip bir adaleti vardır. Maskeler eskir, sloganlar unutulur; geriye yalnızca toprağa bırakılan izler kalır.
Bugün uluslararası siyasetin en büyük tartışmaları da tam bu eşikte düğümleniyor.
Bir tarafta iklim, çevre ve sürdürülebilirlik üzerine yükselen iddialı söylemler…
Diğer tarafta enerji güvenliği adına devam eden yeni petrol, doğal gaz ve kritik maden yatırımları…
Bu tabloyu yalnızca bir çelişki olarak okumak eksik olur. Devletler çoğu zaman söyledikleriyle değil, karşı karşıya kaldıkları zorunluluklarla hareket eder. Hakikat, kürsülerde kurulan cümlelerden çok toprağın üzerinde ve altında bırakılan izlerde görünür.
Eskiler buna Zahir-i Hal derdi.
Yani dışarıda görünen ile içeride hüküm süren arasındaki mesafe…
Mesafe büyüdükçe güven azalır. Çünkü tarih, nutukları kayda geçirebilir; fakat medeniyetleri ayakta tutan şey, üretilen eserlerdir.
Dünya bugün sessiz ama köklü bir dönüşümün içinden geçiyor.
Yenilenebilir enerji, artık yalnızca çevre politikalarının bir başlığı değildir. Aynı zamanda ekonomik dayanıklılığın, enerji güvenliğinin, stratejik bağımsızlığın ve millî egemenliğin temel unsurlarından biri hâline gelmiştir.
Bir zamanlar yalnızca çevre tartışmalarında adı geçen güneş enerjisi, bugün ülkelerin rekabet gücünü belirleyen stratejik yatırımlar arasında yer........
