menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İzlemek de bir cesaret işidir

32 0
10.05.2026

Kendimizle savaşmayı bıraktığımız an, aslında ilk kez kazanmaya başlarız. Fakat biz, irademizi bir balyoz gibi kullanmaya öyle bir alışmışız ki… Köklü bir zaafımız ya da kurtulmak istediğimiz bir dürtümüz olduğunda ilk refleksimiz onunla yaka paça kavgaya tutuşmak oluyor. Bastırmak, direnmek, kendi yakamıza yapışıp kendimizi terbiye etmeye çalışmak…

Oysa toprağı ne kadar şiddetli döverseniz, o kadar toz yutarsınız. Yılların tortusunu taşıyan o hırçın dürtülerle savaştıkça, aslında onlara en çok ihtiyaç duydukları şeyi veriyoruz: Direnç ve enerji. Bir zaafı yenmek için ona düşman muamelesi yaptığınızda, o zaaf zihninizin tam ortasında kendisine aşılmaz bir siper kazar.

Düşünce dünyamızın derinlerinden süzülerek günümüze ulaşan sessiz bir idrak hali, tevakkuf kelimesinin o ağırbaşlı gövdesinde demlenir.

Kelime anlamıyla bir anlık duraklama, eylemi askıya alma; daha derin manasıyla ise yargılamadan, müdahale etmeden olanı biteni sadece seyretme halidir. İnsanın zaaflarıyla mücadelesi bir cephe savaşı değildir; bir anlama çabasıdır. Çünkü en yıkıcı alışkanlıklar bile, başlangıçta bir yaranın kabuğu, bir bilinmezliğin korkusu olarak filizlenmiştir. Herkes kılıcını çekip bu gölgelerle savaşmayı bir kahramanlık sanır; oysa fırtınanın tam kalbinde durup olanı biteni sükûnetle izlemek de bir cesaret işidir.

Gökkubbeyi taşıyan sükûnet

Kadim zamanlarda insan, yerin altındaki sarsıntıları yahut gökyüzündeki yıldırımları anlayamadığında, bu bilinmezlikle savaşmak yerine zihninde sarsılmaz bir merkez inşa etmişti. Gökkubbenin yeryüzüne çökmesini engelleyen, bütün fırtınaların etrafında dönüp durduğu ama kendisi asla kıpırdamayan kadim bir "Dağ", bir ağırlık merkezi tahayyülüydü bu. Fırtınaya müdahale etmeyen, sadece onun geçip gitmesini bekleyen bir kök salma haliydi.

İnsanın kendi dürtüleriyle ördüğü o muazzam iç muharebede de tevakkuf, işte bu sarsılmaz dağdır.

Öfke, derin bir çaresizlik veya bedeni esir alan o amansız arzu kapınızı çaldığında, onunla eşikte itişmeyin. Bırakın içeri girsin. Dudaklarınızda beliren o paslı telaş tadını, göğüs kafesinizde çırpınan o ağır sessizliği sadece dinleyin. O anı bir zanaata........

© Milat