Bazı servetler görünmez
Metroda yanıma bir amca oturdu.
Pantolonu siyahtı. Bir yerinde, yine siyah bir iplikle yapılmış küçük bir dikiş vardı. Öyle özenliydi ki, dikkat etmeseniz fark etmeyebilirdiniz. Pantolonun kumaşı eskimişti ama o dikiş aceleyle atılmış bir yama gibi durmuyordu. Bir şeyin ömrünü biraz daha uzatmak için gösterilmiş sessiz bir gayret vardı orada.
Ayakkabıları da yağmur suyunu içeri alıp almamak konusunda pek kararlı görünmüyordu. İstanbul'un yağmuru, ayakkabının eskiliğini hemen ele veriyordu.
Amcanın kendisinde ise hiçbir tereddüt yoktu.
Göğsü dikti. Bacak bacak üstüne atmış, vagonun kalabalığı içinde sakince oturuyordu. Etrafına kendisini göstermek için bakmıyordu. Üzerindekileri gizleme telaşı da yoktu.
Üsküdar'a kadar yan yana gittik.
O, muhtemelen kendi yolculuğundaydı. Ben ise bir süre sonra başka bir yolculuğa çıktığımı fark ettim.
İnsanın neye sahip olduğu ile kendisini nasıl taşıdığı arasındaki mesafeye.
Üsküdar'a yaklaşırken zihnimden tuhaf bir karşılaştırma geçti:
Yirmi milyar doları olan mı zengindir, bu amca mı?
Sonra kendi cevabımdan da şüphe ettim. Çünkü bir insanın hayatını birkaç dakikalık bir metro yolculuğundan bilemeyiz. Pantolonundaki dikiş onun ekonomik durumunu anlatmaya yetmez. Ayakkabısının eskiliği, hayatının tamamı hakkında bir hüküm kurmamıza izin vermez.
Belki yalnızca benim gördüğüm kadarıyla bir adamdı.
Fakat gördüğüm kadarı bile bana yetti.
Çünkü o gün mesele........
