Ahmet Melih Karauğuz’un Son Santra’sı üzerine…
Okuyan çocuk daha iyi olmaz ama iyiliği bulanlar okuyanlardır…
Futbol, belki de dünyanın en çok sevilen ve ilgiyle takip edilen bir spor dalıdır. Düşünsenize; dünyada 200 ülkede 250 milyon kişinin oynadığı bu oyunun 4 milyar seyircisi varmış. Birçok filme, hikâyeye ve romana konu olmuş devasa bir sektörün adıdır futbol.
Futbol temalı kitaplardan birisi de geçtiğimiz yıl Genç Hece Yayınlarından çıkan, Ahmet Melih Karauğuz’un kaleme aldığı “Son Santra” romanı. 144 sayfalık eserin kapağına bakıldığında içerik ile ilgili bir şeyler içinize doğsa da roman basit bir futbol müsabakasını anlatmaz. Romanda futbol vardır ama ondan da öte bir anlatı mevcuttur. Distopik edebiyatın güzel bir örneği olarak kurgulanan bu çalışmayı çok başarılı bulduğumu peşinen belirtmeliyim.
Romanı okuduğumda aklıma yıllar önce izlediğim “Zafere Kaçış” filmi geldi; ama “Son Santra” daha farklı bir kurguydu. Filmde işgalci Nazi ordusunun karşılarına çıkardığı Alman milli takımına karşı, müttefik güçlere ait esirlerden oluşan takımın zaferi anlatılıyordu. Burada da aslında insanların dünyasını işgal eden robotlara karşı direnen küçük çocukların mücadelesi işlenmiş. Filmde sahaya çıkan esirlerin taşıdığı o hürriyet ateşi, romanda Yan Kent’in çocuklarının ayaklarında hayat buluyor.
Teknolojinin dünyamızı büyülediği bir zamanı yaşıyoruz. Yapay zekâ, robotik teknolojiler ve insanın geleceğini gerçekten tehdit eden yazılımlarla insan ister istemez “bu gidişat nereye?” diye sormak durumunda kalıyor.
Eserde, bu gidişatın geleceği son noktaya dair bir öngörü var. Bu tahmin, bence yine de iyimser bir öngörüyü içeriyor. En azından robotların esir aldığı şehirler ve insanlar yerine, her işini robotlara gördüren insanlar var. Romanda garibanların, ikinci sınıf insanların yaşadığı ve “Merkez” konumunda yaşayan insanlar için gıda üreten bir “Yan Kent” var.........
