Lübnan’dan Notlar
Lübnan, bir uçtan diğer uca tarih, karma kültür, sanat, edebiyat, mücadele ve ibret dolu bir memleket... Yakın tarihinde büyük yazarlar, şairler, sanatçılar, alimler ve savaşçılar yetiştiren bir memleket... Bitmek bilmeyen savaşların, çatışmaların arasında bir yanda kanlı mücadeleler diğer yanda taze baharlar taşıyan bir memleket... Literatürde ‘’Ortadoğu’’ olarak adlandırılan bu bölge öylesine derin bağlarla örülmüş ki, herkesin düşlerinde ve hislerinde bu coğrafya ile ilgili başka başka izler taşımış.
‘’Sevinçliyken yüreğinizin derinliklerine bakın göreceksiniz; sizi şimdi sevindiren, bir zamanlar üzenden başkası değildir.’’
Beyrut sokaklarında dolaşmak...
Bazı şehirlerin adları bulundukları ülkenin önüne geçer, daha bilindik olur. Şehir, o ülkeden de eskidir. Tarihi boyunca hep bir şekilde önemli görülmüş, önemli bir konumda olmuş o meşhur Beyrut mesela. Adına şiirler, şarkılar, kitaplar yazılmış büyülü şehir... Sırtını dayadığı; Lübnan Dağları ve ötesinde meşhur Bekaa Vadisi ve onu da kadim Şam’dan ayıran Doğu Lübnan Dağları bu şehrin köklerini taşırken, aynı zamanda yüzünü döndüğü uçsuz bucaksız Akdeniz ve her gün binbir renge boyanan o gün batımı kızıllığının sokaklarını doldurduğu çehresi ile dallarını ve yapraklarını daha da batıya uzatan şehir... Dik yokuşların denize indiği, hangi köşesinden nasıl bir tarihin fışkıracağı kestirilemeyen, modern olsa da geleneğe bağlı, kimilerine göre o batının afet görülen yüzünü temsil eden şehir... Hoyratlığa direnen ama öbür yandan geleceğini inşa eden çok kültürlü, çok inançlı, karmakarışık sosyo-ekonomik tablosuyla teşekkül etmiş bir şehir...
‘’Savaşta atılan her mermi annenin kalbinden geçer.’’ – Kaysın Kuliyev
Ben eskiden savaş nedir bilmezdim. Sonra kitaplardan okudum öğrendim. Sanıyordum ki savaş; sadece ordular ve orduları oluşturan askerler arasında sürer gider. Ama öyle değilmiş, bunu da yaşadım ve gördüm. Savaş, önünden ve peşinden başka insanları da sürükleyen amansız bir öfke hareketiymiş. Çocukluğumda, savaştan ve bozgundan kaçıp gelen insanlar görürdüm mahallemde. Anlayamazdım neden evlerini yurtlarını bırakıp ta buralara kadar geldiklerini. Aynı okulda okurduk o çocuklarla. Bizim gibilerdi. Farklı değildik. Ama onların evleri bombalanmıştı. Yurtlarına, şehir ve sokaklarına gavur askerler girmişlerdi. Daha sonra biraz büyüdüm. Ve bu sefer aynı istikametten ama farklı bir ülkeden başka insanlar gelmeye başladı mahallemize. Yine savaştan ve bozgundan kaçıp gelmişlerdi. Canlarını, mallarını, ırzlarını korumak için terk etmişlerdi yurtlarını. Zordu. Onlar için de zordu bizim için de zordu. Sonra duyardık hep başka başka yerlere göç eden veya etmeye çalışan hatta göç yollarında hayatlarını kaybeden o insanların çığlıklarını. Mülteci diyorduk onlara. İltica etmek için kendilerine yeni yurtlar arıyorlardı. Tarih boyunca olduğu gibi. Hep göçe zorlanmıştı birileri. Bu dönemin zoraki göçlerine, tüm acı ve ıstıraplarına şahitlik etme sırası bizdeydi. Korkunç saldırı........
