Kalbinizde kaç markaya yer var?
Bir insanın hayatından yüzlerce marka geçer. Bazılarını tanır, bazılarını düzenli olarak satın alır, bazılarına güvenir; birkaçını ise kendini anlatmak için kullanır. Pazarlama marka sevgisi ve aidiyet kavramlarını cömertçe kullanıyor. Fakat insanın bilişsel, dolayısıyla ilişki kapasitesi sonsuz değil. Asıl soru, markaların bağ kurup kuramayacağı değil, bir insanın kaç markaya ilişki kapasitesi ayırabileceği.
Robin Dunbar’ın geliştirdiği, Malcolm Gladwell’in The Tipping Point’te popülerleştirdiği “150 Kuralı”, bir insanın sürdürülebilir sosyal ağının büyüklüğünü tarif eder. Model iç içe halkalardan oluşur: yaklaşık beş kişilik duygusal destek çevresi, toplamda 15 kişilik yakınlar, 50 kişilik anlamlı çevre ve 150 kişilik aktif ağ. Halka büyüdükçe ilişki başına ayırdığımız zaman ve duygu yoğunluğu azalır. Sayının kesinliği tartışmalı, fakat modelin asıl değeri bütün ilişkilerin aynı derinlikte olmadığı bir hiyerarşi kurmasında.
Hikayeler bizi 150’in ötesine nasıl taşıdı?
Burada şunu hatırlatmak gerekiyor: Yalnızca tanıdığımız kişilerle işbirliği yapabilseydik şehirler, dinler ve devletler kuramazdık. Bu sınırı hikâyeler, semboller, normlar ve kurumlar ile aştık. Ölçek büyüdükçe kişisel bilginin yerini sinyaller aldı. Doktor önlüğü uzmanlık, dini veya ideolojik sembol ise kişiye göre güven ya da tehdit sinyali verir. Modern marka da üreticisini tanımadığımız bir dünyada güveni, anlamı ve beklentiyi paketleyen........
