Obsesif Kompulsif Bozukluk: Zihnin Bitmeyen Döngüsü
İnsan zihni düşünceler üretir. Bazen saçma, bazen korkutucu, bazen de utanç verici düşünceler aniden aklımıza gelebilir. Çoğu insan bu düşünceleri önemsemez ve yoluna devam eder. Ancak bazı kişiler için bu düşünceler takılıp kalır, büyür ve zihnin merkezine yerleşir. İşte Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tam olarak bu noktada ortaya çıkar.
Obsesyon, kişinin istemediği hâlde zihnine gelen, rahatsız edici ve tekrar eden düşünce ya da imgelerden oluşur. “Ya ocağı açık bıraktıysam?”, “Ya mikrop kaptıysam?”, “Ya birine zarar verirsem?” gibi düşünceler kişiyi yoğun kaygıya sürükler. Bu kaygıyı azaltmak için yapılan tekrar davranışlarına ise kompulsiyon denir. Defalarca el yıkamak, kapıyı tekrar tekrar kontrol etmek, belirli sayılarda dua etmek ya da nesneleri simetrik hâle getirmek bu davranışlara örnektir.
OKB yaşayan kişi çoğu zaman düşüncelerinin mantıksız olduğunu bilir. Ancak bilmek yeterli değildir. Kaygı o kadar yoğundur ki, kişi rahatlamak için kompulsif davranışı yapmak zorunda hisseder. Ne var ki bu rahatlama kısa sürelidir. Bir süre sonra obsesyon geri gelir ve döngü yeniden başlar. Böylece zihinsel bir kısır döngü oluşur.
Dışarıdan bakıldığında bu davranışlar “abartı” gibi görünebilir. Ancak kişi için durum son derece ciddidir. Saatler süren ritüeller günlük yaşamı, iş hayatını ve ilişkileri olumsuz etkileyebilir. En yorucu olan ise zihnin hiç susmamasıdır. Sürekli tetikte olmak, sürekli kontrol etmek, sürekli şüphe etmek…
OKB, bir karakter zayıflığı ya da “titizlik hastalığı” değildir. Biyolojik, genetik ve psikolojik etkenlerin birleşimiyle ortaya çıkan bir anksiyete bozukluğudur. Bilişsel davranışçı terapinin öncülerinden Aaron T. Beck’in kuramı çerçevesinde, kişinin düşünceye yüklediği anlamın kaygıyı artırdığı gösterilmiştir. Yani sorun düşüncenin gelmesi değil, o düşüncenin “tehlikeli” ya da “gerçekleşebilir” olarak yorumlanmasıdır.
Tedavi sürecinde özellikle maruz bırakma ve tepki önleme teknikleri oldukça etkilidir. Kişi kaygı yaratan durumla yüzleşir, ancak kompulsif davranışı yapmamayı öğrenir. Zamanla beyin, kaygının kendi kendine azalabileceğini deneyimler. Gerektiğinde ilaç tedavisi de süreci destekleyebilir.
Sonuç olarak OKB, zihnin ürettiği düşüncelerle savaşma çabasıdır. Oysa paradoksal biçimde, düşüncelerle savaşmak onları güçlendirir. İyileşme çoğu zaman kontrolü artırmakla değil, belirsizliğe ve rahatsızlığa tahammül etmeyi öğrenmekle başlar. Çünkü her düşünce gerçek değildir; bazıları sadece zihnin gelip geçen misafirleridir.
