menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir çocuğun gözünden “darbeci baba”

15 8
24.01.2026

Tarık Alpagut, 22 Şubat 1962’deki “artçı darbe”nin kadrosunda yer alan babası Turgut Alpagut’un ailesine cezaevinden gönderdiği mektuplardan yola çıkarak kaleme aldığı “Benim Babam Darbeci”de, 27 Mayıs 1960 darbesine giden süreci, darbenin ardından oluşan siyasi atmosferi ve sonrasında yaşadıklarının bir çocuğun zihninde nasıl canlandığını, bir asker çocuğu olarak babasını nerede konumlandırdığını, çevresindekilerin ailesine karşı tutumunu da dahil ederek dönemin toplumsal bir portresini çiziyor.

Türkiye Cumhuriyeti, ömrünün yarısından fazlasında bazıları “başarılı”, bazıları “sonuçsuz” kalmış bir darbeler ülkesidir. Cumhuriyetin temellerinde yatan askeri doktrinler nedeniyle, 15 Temmuz’daki Fetöcülerin “girşimi”ni saymazsak, asker, Türkiye’de bu temellerin sarsıldığını gördüğü anda kendine ülkeyi “hizaya sokmak” gibi bir görev edinmiştir. Kışla ne zaman toplumun üzerinden tanklarıyla geçse ülke daha da karanlığa bürünmüş, işler daha da çığırından çıkmış, yurttaşlar asker kurşunuyla öldürülmüş, asılmış, hapislerde çürümüştür. 27 Mayıs 1960’la “resmi” olarak başlayan darbeler tarihimiz, 12 Mart 1971’deki muhtırayı hazırlamış ve bu muhtıra da Türkiye’yi esas olarak “gömen” 12 Eylül 1980 darbesine elverişli koşulları yaratmıştır. Bugün ne olduğuna bir türlü kafamızın basmadığı, berbat bir hâl içerisindeysek, bunun kökleri işte bu tarihlere dayanmaktadır.

Bir de “sonuçsuz” darbelerden bahsetmiştik. Bunlardan en kritik olanlardan biri “22 Şubat Olayı” olarak anılan, 20 Şubat’ta başlayıp 22 Şubat 1962’de Kara Harp Okulları Komutanı Talat Aydemir ve silah arkadaşlarının, Millî Birlik Komitesi’ndekileri (nam-ı diğer 27 Mayısçılar) tasfiye etmek için harekete geçmesinin ardından, dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün devreye girmesiyle, ayaklananlarla ilgili kanuni bir işlem yapılmayacağıyla ilgili el yazısıyla yazdığı ve imzaladığı belgeyle askerlerin tekrardan kışlanın yolunu tutmasıyla neticelenen “girişim”dir. Bu yazıya konu olan da; Talat Aydemir’in ekibi arasında yer alan Kara Harp Okulu Alay Komutanı olarak görev yapan Kurmay Albay Turgut Alpagut’un oğlu, Tarık Alpagut’un yazdığı, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Benim Babam Darbeci” adlı kitapta anlattıklarıdır. Tarık........

© Kısa Dalga