menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ergen neden annesinden uzaklaşır?

20 0
11.08.2026

Bir ergen annesi olarak son zamanlarda üzerinde en çok düşündüğüm, araştırdığım ve zorlandığım konulardan biri bu: Bir çocuğun annesinden ayrışması… Okudukça, araştırdıkça şunu fark ediyorum: Ergenlik yalnızca çocuğun büyüdüğü bir dönem değil. Aslında anne babanın da ebeveynliğinin başka bir biçimine geçmek zorunda kaldığı bir dönem. Ve söylemesi kolay olsa da yaşaması hiç kolay değil. Çünkü bir zamanlar kucağınıza sığan, korktuğunda size koşan, dünyayı büyük ölçüde sizin gözlerinizden tanıyan o çocuk; bir gün kendi dünyasını kurmaya başlıyor. Arkadaşları daha önemli hâle geliyor. Her düşüncesini anlatmıyor. Bazı kararlarını kendi vermek istiyor. Sizin fikrinizi soruyor ama çoğu zaman uygulamıyor. Hatta bazen sizinle aynı fikirde olmamayı özellikle seçiyor. Ve insanın içinde garip bir duygu beliriyor: “Bana ne oldu?” Oysa belki de soru bu değil. Belki asıl soru: “Çocuğum büyürken benim anneliğim nasıl değişmeli?” Çünkü gelişim psikolojisi açısından ergenlikte yaşanan bu ayrışma çoğu zaman ilişkinin bozulduğu anlamına gelmiyor. Araştırmalar, ergenlikte “ayrışma” ile “kopuş”un aynı şey olmadığını özellikle vurguluyor. Sağlıklı gelişimde genç, ailesiyle bağını tümüyle kesmeden kendine ait bir kimlik, düşünce ve yaşam alanı oluşturuyor. Hatta ayrışma ile bireyleşmenin birbirini takip eden değil, büyük ölçüde paralel ilerleyen süreçler olduğu gösteriliyor. Bence anne olarak anlamakta en çok zorlandığımız yerlerden biri tam da burası: Bizden uzaklaşması, bizi daha az sevdiği anlamına gelmeyebilir. Bazen yalnızca kendisine yaklaşmaya çalışıyordur. Ergen neden annesinden uzaklaşır? Çünkü büyümek biraz da çocukluğun bazı bağlarını yeniden düzenleyebilmektir. Ergen artık anne babasını her şeyi bilen, her şeyi çözen, kusursuz insanlar olarak görmekten yavaş yavaş vazgeçer. Kendi fikirlerini oluşturur. Arkadaşlarına yönelir. Kendi kararlarının sonuçlarını yaşamaya başlar. Literatürde bunun bir parçası “deidealizasyon” olarak ele alınıyor: Çocuk anne babasını yalnızca “anne” ve “baba” kimliğiyle değil, güçlü ve zayıf yanları olan sıradan insanlar olarak görmeye başlıyor. Bir anne için bunun ne kadar kolay olduğunu söyleyebiliriz? Hiç değil. Çünkü çocuk bağımsızlığını kazanırken yalnızca onun dünyasında bir şey değişmiyor. Annenin dünyasında da bir dönem kapanıyor. Bazen bir kapının kapanması… Bazen artık her şeyi anlatmaması… Bazen “Ben hallederim.” demesi… Bazen sizinle gelmek yerine arkadaşlarıyla gitmek istemesi… Çocuğunuz için küçücük bir bağımsızlık adımıyken, sizin için yıllardır taşıdığınız annelik biçiminin yavaş yavaş değişmesi anlamına gelebiliyor. İşte tam burada kendime sık sık şunu hatırlatıyorum: Onu büyütmenin amacı bana daha çok bağlanması değildi. Bir gün kendi hayatını kurabilecek kadar güçlenmesiydi. Ama bunu bilmek, insanın içindeki burukluğu ortadan kaldırmıyor. Benim de kaldırmıyor. İçim biraz buruk mu? Evet. Onun adına seviniyor muyum? Evet. Bazen üzülüyor muyum? Evet. Bazen o küçücük hâlini özlüyor muyum? Hem de çok. Sanırım ebeveynlik biraz da iki duyguyu aynı anda taşıyabilme sanatı. Gitmesine üzülürken gidebildiğine sevinebilmek… Peki anne bırakmazsa ne olur? İşte burada konu daha hassas bir yere geliyor. Carl Gustav Jung, anne ile çocuk arasındaki bağı yalnızca sevgi ve bakım üzerinden değil, insanın bireyleşme yolculuğu açısından da ele alır. Jung’un “anne kompleksi” üzerine düşünceleri, özellikle bir erkeğin annesiyle kurduğu ilişkinin yetişkinlikteki psikolojik dünyasında nasıl izler bırakabileceğini anlamak açısından oldukça çarpıcıdır.........

© Kıbrıs Gazetesi