Fransa ile GKRY anlaşması meşru değil
Küresel sistem, çok kutuplu güç rekabetinin derinleştiği; uluslararası hukukun yerleşik ilkelerinin aşındığı ve geleneksel güvenlik tehditlerinin asimetrik risklerle iç içe geçtiği bir geçiş döneminden geçmektedir. Yeni dünya düzeni artık “kural temelli” bir evrensellikten ziyade, seçici ve keyfi biçimde işlemektedir. Büyük aktörler, meşruiyeti müzakere masasında değil, sahada ürettikleri oldubittilerle kurmaya yönelmekte; bu durum gidişatın kurallı bir dengeye değil, kuralsız bir kaosa evrildiğini göstermektedir. Bu çerçevede Avrupa-Atlantik güvenlik düzeninin ağırlık merkezi kademeli biçimde Doğu Akdeniz ve Avrasya hattına kaymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti ise bu yeni jeopolitik düzenin çevresinde yer alan bir aktör değil; karar alma süreçlerinin, caydırıcılığın ve operasyonel kapasitenin merkezinde konumlanan, etki alanı kendi yakın coğrafyasının ötesine uzanan küresel ölçekte bir aktör ve istikrar unsuru olarak değerlendirilmektedir. Uzun yıllardır kaleme aldığım yazılarda tutarlı biçimde dikkat çektiğim üzere, Fransa’nın bölgedeki arayışları ve GKRY ile geliştirdiği hukuki dayanaktan yoksun askerî ilişkiler, millî menfaatlerimiz açısından dikkatle izlenmesi gereken riskler doğurmaktadır. Bu sebeple kamuoyunda farkındalık oluşturmak, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda millî bir sorumluluk niteliği taşımaktadır. Türkiye’nin yerli ve millî savunma sanayiinde kaydettiği ilerleme, yalnızca ulusal güvenliğimizin değil, müttefiklerin ve yakın coğrafyanın güvenliğinin de temel dayanaklarından biri olarak görülmektedir. İleri düzeyde bir savunma sanayii etkin caydırıcılığı, etkin caydırıcılık ise daha dirençli bir diplomatik pozisyonu beraberinde getirmektedir. Doğu Akdeniz’de “Mavi Vatan” anlayışı çerçevesinde hak ve menfaatlerimizi koruma iradesi de bu bağımsız kapasiteden beslenmektedir. Diplomatik masadaki etkinliğin sahadaki caydırıcılıkla desteklenmediği bir ortamda, ulusal menfaatlerin korunmasının mümkün olmadığı söylenebilir. Türkiye, Karadeniz’de Montrö Sözleşmesi’ni titizlikle uygulayarak bölgesel dengeyi gözetmekte; Kafkasya, Doğu Avrupa ve Orta Doğu hattındaki krizlerde diplomatik kanalların işletilmesini savunmaktadır. Buna karşın bazı aktörler, küresel güç dengelerindeki konum kaybını yeni gerilim alanları oluşturarak telafi etmeye çalışmaktadır. Bu aktörlerin başında Fransa gelmektedir. Afrika’da uzun yıllar sürdürdüğü nüfuz düzeninin çözülmesiyle ciddi bir stratejik daralma yaşayan Paris yönetimi, Türkiye’nin Afrika’da karşılıklı saygı ve fayda temelinde geliştirdiği açılımın oluşturduğu dengeyi Doğu Akdeniz’de hukuk dışı........
