menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

1950 Enosis referandumu: Kıbrıs Türkünün güvenlik kaygılarının tarihsel meşruiyeti (3)

13 0
31.07.2026

Yazının önceki bölümlerinde, Adanın Yunanistan’a bağlanması talebinin 1914’ten 1950’ye uzanan dört referandumlu bir zincir oluşturduğunu ve Kıbrıs Türk halkının bu sürecin bütünüyle dışında bırakıldığını yazmıştım. Bu son bölüm, bahse konu talebin Kıbrıs Türkleri açısından niçin bir varoluşsal tehdide dönüştüğünü ve bu tehdidin izlerinin bugüne kadar neden silinmediğini ele almaktadır. Meselenin düğümü, 1950 plebisitinin örgütlenmesinde belirleyici rol oynayan Makarios III’ün konumunda toplanmaktadır. Bu noktada Makarios III’ün rolü özellikle önemlidir. Referandumun resmî çağrısı, o sırada Kıbrıs Başpiskoposu olan Makarios II’nin başında bulunduğu Kilise ve Etnarşi tarafından yapılmıştı. Ancak o tarihte Kition Piskoposu olan Makarios III, kampanyanın örgütlenmesinde etkin rol oynayan ve Enosis hareketine yeni bir dinamizm kazandıran başlıca isimlerden biriydi. Makarios II’nin Haziran 1950’de ölümünün ardından aynı yılın Ekim ayında Başpiskopos seçilen Makarios III, referandumun ortaya çıkardığı kitlesel enerjiyi devraldı ve Enosis talebini uluslararası kamu diplomasisine taşıyarak hareketin en belirgin siyasal temsilcisi hâline geldi. Tarihin en çarpıcı çelişkilerinden biri de burada ortaya çıkmaktadır. 1950’de Kıbrıs Türklerinin iradesini hesaba katmadan Adanın tamamının Yunanistan’a bağlanmasını amaçlayan hareketin öncülerinden olan Makarios III, 13 Aralık 1959’da Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçildi ve Cumhuriyet’in ilan edildiği 16 Ağustos 1960’ta iki toplumlu yeni devletin ilk Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. Böylece Kıbrıs Türklerinin onayı olmadan Enosis isteyen bir dinî ve siyasal lider, yalnızca on yıl sonra Kıbrıs Türklerinin de eşit ortak olarak yer aldığı Cumhuriyet’in devlet başkanı oldu. Üstelik 1960 Garanti Antlaşması’nın I. maddesi, Cumhuriyet’in başka bir devletle birleşmesini ve adanın taksimini teşvik edecek faaliyetleri açıkça yasaklıyordu. Ancak Cumhurbaşkanı Makarios ile Enosis’in öncüsü Makarios arasındaki bu kurumsal çelişki, Kıbrıs Türklerinin hafızasındaki güvenlik kaygılarını ortadan kaldırmadı. Çünkü “birleşme ve yalnızca birleşme” formülü, Kıbrıs Türk halkı açısından ağır ve dışlayıcı bir siyasal program anlamına geliyordu. Bu parola; Adanın geleceğine ilişkin iki toplumlu ortaklık modelini, federatif dengeyi, özerklik ihtimalini ve Kıbrıs Türklerinin siyasal eşitliğini daha en başından reddediyordu. Rum liderliği yalnızca Rumların yaşadığı bölgelerin değil, Kıbrıs Türklerinin de vatanı olan Adanın bütününün egemenlik yönünü tek taraflı biçimde belirleme iddiasında bulunuyordu. Bu tek taraflı programın yarattığı tehdit iki ayrı düzeyde........

© Kıbrıs Gazetesi