menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“OKUMAZSAN SENİ SANAYİYE VERİRİM”

31 0
30.06.2026

“Okumazsan seni sanayiye veririm.”

Ortaokulda haylazlığa başlayan ve derslerini asan çocuğa, babası bu sözlerle ültimatom veriyor.

Aldığı uyarı ve gözdağı üzerine, genç olanca gayretiyle okuyor ve iyi bir mühendislik fakültesini bitiriyor.

Mezuniyet sonrası iş aramaya başlıyor; ama uzunca bir süre iş bulamıyor. Nihayet, tatmin edici olmayan bir ücretle sanayide düşük nitelikli üretim yapan bir imalat atölyesinde iş buluyor.

Patronu, bir sohbet sırasında nasıl ve ne şekilde tahsil gördüğünü sorunca, ona “Bir ara derslerime ilgim zayıflamıştı. Babam, ‘okumazsan seni sanayiye veririm’ diye korkutunca, kendimi toparladım; eğitimimi başarıyla tamamlayarak mühendis oldum” diye cevap veriyor.

Bunun üzerine patronu:

“Ben toparlayamadım. Ortaokul üçüncü sınıfta, okulu bıraktım. Babam da beni çırak olarak sanayiye verdi. Çırak, usta, dükkân derken, işleri geliştirdim ve bu fabrikayı kurdum.…

Türkiye’de milyonlarca çocuk bu cümleyi hayatının bir döneminde mutlaka duymuştur.

Bu cümlede iki temel varsayım var:

Birincisi, eğitim insanı daha iyi bir hayata ulaştıracaktır.

İkincisi ise sanayide çalışmak, eğitim alamayanların mecbur kaldığı daha zor ve daha düşük statülü bir hayattır.

Yıllarca bu anlayış toplumun ortak kabulü olarak varlığını sürdürdü.

Fakat bugün ilginç bir tablo ortaya çıkıyor:

Ortaokulda başarısız olduğu için “sanayiye verilen” çocuk, yıllar sonra onlarca kişinin çalıştığı bir işletmenin sahibi olabilmekte, iyi bir gelire kavuşabilmektedir.

“Okursan hayatın kurtulur” düşüncesiyle tahsiline devam ettirilen ve üniversiteye gönderilen kişi ise, okumayanın kurduğu işletmede mühendis olarak çalışmak zorunda kalabilmektedir.

İroni tam da burada başlıyor:

Derslerine çalışmayan çocuk; bir anlamda cezalandırılmak amacıyla, ağır şartlarda çalışmak üzere sanayiye gönderilmiştir.

Ama epeyce kahır çektikten ve badireli bir hayat yaşadıktan sonra bir işletme sahibi ve işveren konumuna gelmiştir.

Çalışkan çocuk, aslında düşük vasıflı insanlara uygun ve çekilmez şartları olan sanayiye gitmemek için okumuştur.

Fakat, sonunda yine sanayiye gitmiştir.

Üstelik bu kez patron olarak değil, düşük maaşlı bir mühendis olarak…

Her iki hayat da sanayide kesişmiştir; ancak toplumun başlangıçta kurduğu neden-sonuç ilişkisi tamamen tersine dönmüştür.

Türkiye’de her yıl yüzbinlerce uzman ve mühendis, üniversiteyi bitirerek işsizler kervanına........

© Karar