menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sinekli Bakkal’dan Yedikule’ye, kayıp bir medeniyeti arayışlarım...

45 17
18.02.2026

Geçen hafta Tanbûrî Cemil Bey'in Kâtip Muslihiddin Sokağı'ndaki yirmi bir mükerrer kapı numaralı üç katlı ahşabının önünde kalmıştık değil mi, hadi oradan aşağıya doğru yürüyüp Kürkçübaşı Külhanı Sokağı'na sapalım dieceğim ama “Vaktinden Evvel Bir Zemherir” isimli kitabımda kayıp Sinekli Bakkal mahallesini nasıl çizdiğimi merâk edip, romanın sayfalarını çevirdim. “Sinekli Bakkal'da hâneler, birbirlerinin üzerine abanır gibi eğilmiş hâlde ve ikişer üçer katlı ahşaplardı. Kiremitlerinin kırmızısı ancak yosun yeşilinin altından görülen bu ahşaplar, ferverdînde, kapı önlerine konmuş paslı Batum yağı tenekelerindeki sardunyalarıyla ve pencerelerindeki fesleğen saksılarıyla pek güzellerse de, zemherirde, soba bacalarından sokaklara çöken dumanın içinden zar zor seçilebilen görünümleri için aynı şeyi söylemek mümkün değildi”. 20'nci yüzyılın başlarındaki Sinekli Bakkal'ı böyle çizmişim, tahayyülümün bana hakikatına pek yakınmış gibi geldiğine inanıyorum. Okuyunca, içim rahatladı. Bu yüzden, öksürük illetine yakalanmış Tanbûrî Cemil Bey'i, Saîde Hanım'ı, Hüseyin Kâmil Efendi'nin herkese maşallah dedirten huzzâr memeli dulu Reftâri Hamide Hanım'ı, yaz kış cânı patlıcan çeken Fâtıma Pürnaz Hanım'ı, Mustafa Ruhi Bey'in küfesi mahalleye sığmayan Cevriye Hanım'ını ve çamçak ağızlı Nâzıgül Hanım'ı, sıcaklarda toz toprak, yağmurlarda balçık çamur bir köpek meşheri olan Sinekli Bakkal'da bırakıp, yürüyebilirim.

Kürkçübaşı Külhanı Sokağı, muhtemelen sayısız istimlâklerle ortadan kaldırdığımız Kürkçübaşı mahallesinden kalan son bir izdir, artık Kuru Sebil Sokak, Hekimoğlu Ali Paşa Caddesi, Haseki Kadın Sokak ve Yokuş Çeşmesi Sokak arasında kalan bölgeye Cerrahpaşa diyoruz, oysa 16'ncı yüzyılda aynı hudûdlar içinde Davutpaşa nâhiyesinin on dört mahallesinin olduğunu biliyorum, bu on dört mahallenin üçünden, Kasap İlyas, Davutpaşa ve Kürkçübaşı, yer yer silik izler var, ikisiyse, Hûbyar ve Abacızâde, 20'nci yüzyılın ikinci yarısında tamamen ortadan kaldırıldı, diğerlerininse 20'nci yüzyıla ne isimleri ne de anıları kalmıştır. Onların hepsi de nimel'-ceyş mahalleleri olmalıydı, yani şehr-i İstanbul çarpık zihniyetli bir modernleşmeye çatana kadar fetihten beri orada duran mahallelerdi. 16'ncı yüzyılın Müslüman nâhiyesi şimdi benim için Davutpaşa ve Kasap İlyas mahalleleriyle önem kazanıyor. İkisin de hudûdunu sıhhatli bir şekilde söylemek pek mümkün değildir, eski belgelerde Kasap İlyas, kurb-ı Davutpaşa İskelesi şeklinde işâretlenmiş, bu iskeleyi Ekrem Hakkı Ayverdi'nin haritasında pafta D3'te görebilirsiniz. İskele, sâhil asfaltı açılana kadar çöplükmüş, orayı Osman Cemal'den okumuştum, kendisinin '30'larda iskelenin az yukarısındaki Çiftesakalın Kahvehânesi denilen seyir yerine takılmışlığı vardır, Davutpaşa'dan bize Hoşkadem Kalfa'nın ve Giritli Mersina Hanım'ın isimlerini verdiğini anımsayanlarınız mutlaka çıkacaktır. Bunlar bir kayıp devrin en şöhretli susamcı bacılarındanmış, aslında Hoşkadem Kalfa deyip de öyle çabucak geçmeyelim, seyirlikte Hacer Hanım ismiyle bilinen bu Hoşkadem Kalfa, şehir meclisi azâlığıyla şöhret sâhibi olan Nakiye Hanım'a dadılık yapmış. Bâyezîd Umûmî Kütüphânesi sâbık müdürü ve eski Dârü'l-fünûn müderrislerinden ders-i âm fâzıl ve allâme-i yegâne İsmail Sâib Efendi, 22 Mart 1940 gecesi son nefesini Koca Mustafa Paşa Caddesi üzerindeki, eski kapı numarası 110 iken sonradan 140 yapılan, hânede vermiştir. Orada baba bir anne ayrı birâderi Hasan Kemal oturuyordu, '80'lerde önünden onlarca defa geçtiğimi buraya not düşüp, size Kasap İlyas'ı arayayım.

Efendim, Kasap İlyas'ın istimlâkına asıl '60'larda başlanmasına rağmen, yani yakın bir tarih sayılır, mahallenin hudûdunu belirlemek bana yine de hiç kolay gelmiyor. Belki, Kürkçübaşı'ndan........

© Karar