menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tepkiselliğimizin sınırsızlığı ve ahlaki panik üzerine

36 0
25.02.2026

Vur deyince öldürmek en büyük sporumuz olsa gerek!.. Herhalde dünyada duygularını bizim kadar derinden ve sert bir şekilde yaşayan bir millet çok azdır. Mutluluğun da kederin de ızdırabın da keyfiyetin de zirvelerinde dolaşmak bizim için çok normal. Sevdi mi ölümüne seven, sevmedi mi gene ölümüne nefret eden bir yapımız var.

Sosyolojik çalışmalar, kolektif kimliğin güçlü olduğu toplumlarda “biz” ve “onlar” ayrımının daha keskin yaşandığını, grup aidiyetinin bireysel muhakemenin önüne geçebildiğini sıkça vurgular. Sosyal kimlik kuramı, bireyin kendisini ait olduğu grubun başarı ve başarısızlıkları üzerinden tanımladığını; bu yüzden de grubuna yönelik tehdit algısında ölçüsüz tepkiler verebildiğini söyler. Bizde siyasetten futbola, adaletten inanca hemen her konuda görülen sınırsız tepkiselliğin arka planında biraz da bu güçlü aidiyet biçimi var.

AHLAKİ KABİLECİLİK VE İPTAL KÜLTÜRÜ

Liderimizin arkasından sorgusuz gitmek, takımımızı sorgusuz desteklemek ruhumuzda var. Ceza-ödül skalamız çoğu zaman “bizden” ya da “onlardan” kıstasına göre değişiyor. Sosyologların “ahlaki kabilecilik” dediği şey tam da bu: Aynı fiil, failin kimliğine göre farklı değerlendirilir. Tepkilerimizdeki anlık sınırsızlık çoğu zaman telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğursa da bu huyumuzdan vazgeçmek gibi bir niyetimiz de pek görünmüyor.

Gustave Le Bon’un kitle psikolojisi üzerine yaptığı klasik analizlerde söylediği gibi; kalabalık içinde birey daha çabuk öfkelenir, daha hızlı yargılar ve daha kolay cezalandırır. Sosyal medyanın bu kalabalığı sürekli diri tutan bir mekanizmaya dönüşmesi de meseleyi daha da keskinleştiriyor. Sağduyulu olmaya çalışmak ise adeta israf gibi görünüyor.

Son günlerde biliyorsunuz ünlüler dünyasına karşı yürütülen uyuşturucu operasyonları........

© Karar