Sigara camide, eğitim hapiste, ibadet üniversitede…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “fiili saldırı ve tehdit” suçlamasıyla 190 gün tutuklu kalan gazeteci Fatih Altaylı’nın, önceki gün Youtube kanalında anlattığı “berber” hikâyesi; ülkemizde adalet duygusunu zedeleyen tersine işleyişi ve rollerin yer değiştirdiği hazin tabloyu gözler önüne seriyor:
“Türkiye’de sesi çok çıkan bir kesim var biliyorsun; televizyon ve sosyal medyada gördüklerine bakıp ‘Bu mu memleket?’ diyorsun. Abi Türkiye o değil; ben orada hakiki Türkiye’yi gördüm. Açık öğretimde dört üniversite bitirmiş gençlerle tanıştım. 27-28 yaş ile 45-50 yaş arasında, çalışkan, saygılı, pırlanta gibi insanlar… Zengin değillerdi ama çok nitelikliydiler. İçeride saçımızı tıraş eden bir çocuk vardı; adını vermeyeyim. Çocukken bir berberde bir süre çıraklık yapmış; o bilgisiyle bizi tıraş ediyordu—hem de gerçekten iyi kesiyordu. Sonra öğrendim: Açık öğretimde dört üniversite bitirmiş. Pırıl pırıl bir adam. Orada o kadar çok şey görmüş, o kadar çok insanla muhatap olmuş ki; herkese, hatta siyasetçilere bile kibar kibar ‘Burayı unutmayın; burada şunu gördünüz, bunu gördünüz’ diye tavsiyeler veriyordu. Türkiye’nin yakın tarihinde, son 10-12 yılda oradan kimler gelip kimler geçtiyse, çoğuyla bir şekilde konuşmuşlar, temas etmişler… O kısmı gerçekten çok çarpıcıydı.”
Toplumun eğitimli ve üretken kesiminin cezaevlerinde olduğu gerçeği yeni değil; yıllardır bilinen bir hakikat zaten.
Altaylı’nın kendine soru yönelten asistanı Emre’ye “biliyor musun” şaşkınlığıyla anlattığı “dört üniversite bitirmiş gençler” hikayesi, Daryush Shayegan’ın Yaralı Bilinç’ adlı kitabında aktardığı “taksici” anekdotunu aklıma getirdi.
***
Yıllarca ülkesinden uzak kalmış genç bir adam, İran’a geri döner… Evine gitmek için Tahran havaalanından bir taksiye biner. Yarı yolda şoföre, ilk tütüncüde durmasını söyler, taksici “Tütüncü de ne yapacaksınız beyim” diye sorar.
"Ne mi yapacağım? Sigara........
