menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kayıp zamanların yaşanamamış deneyimleri

18 0
17.08.2026

Bazılarımızın hayatında kutlamaya en değer gördüğü özel günlerin başında doğum günleri gelir. Hatta bütün bir yılı yeni bir doğum günü kutlamak için sabırsızlıkla beklerler.

O günü bu denli heyecan ve sabırsızlıkla bekleyecek kadar özel yapan şey doğdukları güne atfettikleri önem mi, birilerinin ona hediyeler alıyor olması mı yoksa o günlerde kendilerini daha özel ve değerli hissetmeleri mi tam olarak bilemiyorum. Bilemiyorum derken her üçü de mümkün ancak her biri kişiden kişiye göre değişebilecek olan cevaplardır. Bu sebeple, illa ki şudur demeye gerek yok, yani “D) Hepsi”.

İnsanın bu yaşamda yeni bir yaş daha alması fena bir durum da sayılmaz hani. Bu, bir önceki kutlamanın üzerinden; acısıyla tatlısıyla, mutlulukla mutsuzlukla, iyisiyle kötüsüyle, öyle veya böyle bir şekilde 365 günün daha geçtiğini gösterir. Bu demek değildir ki nasıl geçerse geçsin ama bir yaş daha alalım, bu her şeye değer. Gönül ister ki hepimizin yaşamları daima mutlu, huzurlu, sağlıklı, bol kazançlı ve her bakımdan umduğu gibi olsun. Zira, hepimiz hem doğum günlerimizde hem de yeni yıl gibi özel günlerde bu dilekleri sık sık tekrarlarız. Bazısı gerçekleşir bazısı da gerçekleşmez. Biz diledik diye ne para yağar üzerimize ne de tüm sağlık sorunları uzak durur bizden sanki düşmanmışızcasına. Ama âdettendir işte, dilenmeden de geçilmez.

İnsanların ortalama ömrü hep bugünkü gibi değildi. Güncel yaş ortalaması bize ne kadar normalmiş gibi gelse de insanlar hep 70’li yaşlarına kadar yaşama olanağına sahip olmadılar. Hele ki tarih öncesi ve eski çağlarda bu yaş ortalamaları zaman zaman 20 bile olmuştur. Evet evet, yanlış okumadınız, 20 yaş. Bir bireyin yetişkinliğe adım attığı ilk yıllar onun aynı zamanda bu yaşamdaki son yılları aynı zamanda. Aslına bakarsanız o yaşta henüz yetişkin bile sayılmıyorsunuz, öyle bir yaş yani. Ama maalesef ki o günkü kişiler için içinde yaşadığı dönem onlara ancak o kadarlık bir ömür yaşama olanağı sunmaktaydı. Öte yandan bu belki de onlar için normaldi. Ve bu beklenti ile yaşadıkları için de hayatı yaşama şekilleri de kısa zamanda daha yoğun ve anlamlı yaşamak üzerine kurulmuş bile olabilirdi, kim bilir.

Şimdikinin neredeyse dörtte biri olan bir ortalama ömürden bugünküne vardığımız için diğer aldığımız, üzerine koyduğumuz yaşlar anlamsızlaşmış mıdır, sanmıyorum. Biz her ne kadar fark etmesek de yeni bir yaşa kavuşmak bu açıdan oldukça anlamlı sayılır. Dolayısıyla da herkes konuyu farklı değerlendirse de varılmış olan her yaşı, kendi içimizde bile olsa kutlamak, içinde bulunduğumuz olanaklara minnet duymak uygun ve yerindedir kanaatimce. Zamanla ortalama ömür artacak olsa da hepimizin her şeyi kendi zamanına ve koşullarına göre değerlendirmesi de hayattan alınacak keyfin artırılabilmesi için en uygun anlayış ve davranış olacaktır.

İnsanın bu gezegende ve yaşamda daha fazla zaman geçirebilmesi elbette ki ona daha önceki nesillerin yaşayamadığı bambaşka deneyimleri de elde etme fırsatı vermiştir. Ki bu yadsınamayacak kadar da önemlidir. Ortalama ömrü 20 olan bir insan için yaşayamadığı yaşlarına ve o yaşların olası deneyimlerine dair yerleşik bir bilgi yoktur. Dolayısıyla, onun açısından bu belki de bir kayıp olarak bile adlandırılamayacaktır. Ancak, bugün, bu çağda yaşayan herkes açısından, kendi bulunduğu coğrafya ve ülkenin koşullarına ait bir ortalama ömür içerisinde ondan daha az bir yaşam sürmek ya da böyle bir olasılığın ortaya çıkması insanı üzebilecektir. Çünkü her insan, ister istemez, o yaşına kadar yaşadıkları ve dolayısıyla elde ettiği........

© İz Gazete