Sustukça İçi Gülen Şair: İsa Akgül
ESKİŞEHİR’DE yaşar ama bir ayağı daima İstanbul’dadır.
O, içi gülen adamdır lakin İstanbul’la daha bir güzeldir gülüşü…
Sanırsınız ki cümle melekler cem olup merhametin hırkasını sırtlayıp getirerek giydirmişlerdir. İslam ahlâkının müşfik bir temsilcisi olarak yeryüzünü adımlarken zulüm adına, hırçınlık hesabına ne varsa önüne katıp süpürmek ister.
Yazıları bu niyetin kanatlanmış cümlelerinden oluşur.
Şiirleri bu istikametin hece taşlarıyla örülüdür.
ÜZÜLMEZ Mİ, üzülür elbet.
Yetemediği, ulaşamadığı vakitlerde üzülür.
Hüznün katmerli katmanlarında demler yüreğini…
Hokkasına bunları batırarak dizelerini kurar.
Ama en çok da susarak yapar bunu.
Susmak, susamaktır çünkü…
İyiliğe, güzelliğe, doğruya, merhamete, diğerkâmlığa susadıkça susar.
Dünyamızdan eteğini çeken bu yüceltici duyguları yeniden susamışlığın verdiği kavrulmuş dizelerle çağırır.
O, sustukça içi güzelleşir…
Güzelleştikçe “Cemal üstüne cemal” gelir.
“SUSTUKLARIM var benim
Söyleyeceklerim var benim
Yazamadıklarım var benim
Yaşanmış kelimelerimden
Özgür bıraktığım harflerimden
Sustuklarım var benim
Eğitimci, şair ve yazar…
Böyle anlatıyor yürek yangınlarını.
Yağmur yanıyor dizelerinde. Ağrılar tezgâh açıyor.
Islık çalan köpüğün aşkına bulanıyor ardından.
Değirmen taşlarının arasından ses veriyor sessizliğiyle.
Şükrederek yapıyor bütün bunları. Demden dem alan iç içe geçmiş hüzünlerin imbiğinden kendisini kendisinden damıtarak.
Geceden gündüze aşk kokulu nağmeler gönderiyor harf harf, hece hece…
Ayrılığın acısı mı? Var elbet…
Ayrılık tatmayan şairin tat verir mi şiiri?
Özgür bir kuşun kanatlarına ulaşır mı hicranlar ayrılıkla tütsülenmeden?
Günahsız beyazlara nasıl ulaşırdı günümüz? Sabra taştan tesbihler dayanır mıydı?
Sineye yansıyan gizemli suretler tebessüm eder miydi ruhumuza cömertçe?
Yağmurlara mukabele eder miydi yeryüzü bereketle? Aslan yüreğinden sevda düşer miydi peki?
İsa Akgül gibi susadıkça içi gülen şairler olmasaydı kelimeler aynasında bu duygularımız tercüman bulamayacaktı.
MÜMKÜN olan en iyisiyle yetinmemenin işaretidirler bu sancılar.
Ötesini düşlemektir. Daha ötesini…
Kalbî duyarlılığın zirvesinde olmak yetmiyor. Orada kalabilmek de bir o kadar mühim. Bu ise kalbin kelime işçicisi olmakla kazanılabilir ancak.
İyi insanların gizli gücü paylaşmaktır.
İsa hoca ne vakit İstanbul’a ayak bassa Cuma akşamlarının adresi “Muhabbet Bağı”dır.
Buraya muhakkak gelir tebessümünü paylaşır.
Bahar misali bakışlarını da.
Son geldiğinde “Çıra Kültür”den çıkan “Sustukça İçim Gülüyor” kitabını da paylaştı.
Bize düşen de elbette aynısını yapmaktır.
NAZİK ve saygılı dostlar sahip olunabilecek en büyük zenginliktir.
Umumi barış fertlerin gerçek iç barışı temin etmesi ve birbiri için hayırhah olmasıyla mümkündür.
O zaman dilimizi susturmak yetmez. İçimizi de kötülükten yana susturmalıyız. Bu, iyilik üzere konuşmak demektir.
Cümleye nasip ola inşallah.
