menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mezar Taşını Taşıyamam Şiirini Taşırım

20 0
19.05.2026

İNSANLIK tarihinin en ağır çilelerinden biri olan zorunlu sürgünle imtihan ediliyordu. Buna ağır dram diyenler olacaktı ancak bu çok ötesiydi.

Toplu ölümler baş göstermişti. Vefat edenleri yolda defnediyorlardı. Başına bulabildikleri bir taşı dikerek bir daha asla geri dönüp göremeyecekleri yakınlarını toprağın bağrına bırakıp ilerliyorlardı.

Arkalarına bakmak istiyorlar fakat yapamıyorlardı.

BAŞLARINDA Çerkes Thametesi Canbolat Beğ vardı.

Dışarıdan heybetli görünürdü. Yürüyüşü yerleri sarsardı. Oysa yüreği yufkaydı. Kişiliği nahifti. Kalbi ummanlar kadar genişti. Herkese yardım elini uzatırdı. İyiliğinin dokunmadığı kişi neredeyse yok gibiydi ama yazgısında zalimin elinden sürgün yemek vardı.

Bilgeydi. Öngörülüydü. Kendisine danışılırdı. Bu sebeple içindeki nazenin duyguları dışarıya yansıtamazdı. Yansıtmamalıydı.

SALGIN hastalıklar mevcut ağır şartları daha da ağırlaştırıyordu. Anacığı usta bir otacı gibi yol üzerinde tanıdığı bitkileri önden giderek topluyor herkes dinlenirken o ilaç karıyordu.

Yine de baş etmek mümkün olmuyordu.

BİR buçuk milyon Kafkasyalının dört yüz binden fazlasını yere tohum bırakır gibi bıraktırmıştı bu sürgün.

Açlık ve sefalet diz boyunu çoktan aşmıştı. Limanlarda yüz binlerce insan aylarca yiyeceksiz bırakılmış ve barınaksız halde bekletilmişti.

Mevsim kış, soğuksa şiddetliydi. Bebekler ve yaşlılar bu amansız dondurucu soğuğa direnemiyorlar ve can teslim ediyorlardı.

CANBOLAT Beğ’in başında bulunduğu kafile karayoluyla ilerliyordu. Atlarına ot ve su bulmak yer yer........

© İstiklal