Duygusal Tetiklenmeler
Orman Fakültesinde okuyordu. Çalışkandı. Hedefe odaklı bir yaşam tercihi vardı. Çok temiz ve titizdi.
Kendisi de nizamiydi. Yapacağı şey her ne olursa olsun önce düzene koyardı. Sıralardı. Usul onun için vazgeçilebilecek bir husus değildi.
Demem o ki; hayatı kafiyeli yaşardı. Ölçüsüz, tartısız hesap edilmemiş bir işi olmazdı. Yemeklerimizi en güzel o yapardı. Bir de zencefilli çayı vardı ki, efsaneydi.
İlk yumurtalı çiğköfteyi onun elinden yemiştim. Acıya dayanıklı hâle gelmemde bu geçiş çalışmalarının etkisi olmuştu.
HER yere birlikte giderdik.
Cihangir Camisinin bahçesindeki sabah namazları sonrası güneşin doğumunu beklemek hayatımızın mühim renklerinden biri olmuştu.
Takva ehliydi. Hak hukuk meselelerinde titizdi. Kimseyi kırmaz kimseye de kırılmazdı. Ölçüsü hakkın rızasıydı.
BELGRAD Ormanlarını pek severdi. Yanıma usulca yanaşır sessizce kulağıma “Orman çağırıyor” derdi.
Ayda bir kez giderdik. Bayram ederdi âdeta. İçi içine sığmazdı. Sevimli bakışları katmerlenirdi. Hızını alamaz bazı ağaçlara uzun uzun sarılırdı. Belki de ağaca sarılan birini ilk defa görüyordum. Köylü çocuğuydum ama ağaca sımsıkı sarılmak hiç aklıma gelmemişti. Sarılanı da görmemiştim doğrusu.
Daha sonraları psikoloji profesyonellerinin bunun insana iyi geldiğini, hasret duygularını teskin edip negatif enerjilerini toprakladığını ve köklenmelerine sebep olduğunu söylediklerinde şaşırmadım değil. Nazım bunu bilmeden sevk-i tabii ile yapıyordu.
Biraz dikkat kesildiğimde onlarla konuştuğuna da şahit olmuştum. Ne dediğini duyamamıştım. Sormayı da kişisel alanına girmek saydığımdan geri durmuştum.
ORMAN günümüzdü........
