Batışehir ‘de yeni bir lezzet hikâyesi: ALTIN KEBAP EVİ
İstanbul, her semtinde başka bir hikâye anlatan, her sokağında farklı bir lezzeti saklayan bir şehir. Kimi zaman Boğaz’ın serin rüzgârında bir balıkçıda, kimi zaman dar bir ara sokakta kömür ateşinin başında… Ama bazı hikâyeler var ki bir insanın yolculuğunu, emeğini ve vefasını anlatır. İşte Batışehir’de kapılarını açan Altın Kebap Evi de tam olarak böyle bir hikâyenin yeni bir satırı.
Bir telefon ve başlayan yeni hikâye
Günlerden bir gün telefonum çaldığında, hattın diğer ucunda o tanıdık ses vardı. “Ağabey,” dedi, “Batışehir’de yeni bir kebap mekânı açıyorum.” Sözlerinin devamında ise vefanın en güzel örneklerinden birini sergiledi: “Kurdeleyi Necati ağabeyimle birlikte senin kesmeni çok isterim.” İşte insanı insan yapan da tam olarak bu cümleler. Nereden geldiğini unutmamak, kimden öğrendiğini hatırlamak ve o isimleri hayatının en özel anlarına taşımak… On gün kadar önce geçirdiğim küçük kazaya rağmen, böyle bir davete kayıtsız kalmak mümkün değildi. Bazen beden yorulur ama gönül çağrıldığında insan yine de yola çıkar.
Bir ustanın gölgesinde yetişmek
Bazı insanlar iş öğretmekle kalmaz bir karakter de inşa eder. Deraliye Restaurant, İstanbul’un tarihi dokusu içinde Osmanlı mutfağını hakkıyla yaşatan bir restoran. Ama aynı zamanda bir mektep. Bu mektebin başında ise Necati Yılmaz gibi, mutfağın ötesinde insan yetiştirmeyi bilen bir usta bulunur. Tarık Altın’ı ilk kez orada tanıdım. Daha ilk karşılaşmamızda, soyadıyla müsemma bir karaktere sahip olduğunu hissettiren nadir insanlardan. Sakinliği, ölçülü konuşması ve en önemlisi de gözlerinin içindeki samimiyet… Bunlar sonradan kazanılan özellikler değil; ancak doğru ellerde şekillenen bir hamurun eseri olabilir.
Necati Yılmaz’ın mutfağında yetişenler bilir; oranın mutfağında disiplin, saygı ve........
