menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güvenin Çöktüğü Yerde Medeniyet, İnsanlık ve Huzur Olmaz: Yeniden İnşa Vakti

15 0
29.06.2026

Bir toplumun en derin, en ölümcül yarası, dışarıdan gelen askerî, kültürel ya da ekonomik darbelerden değil; içeride, tam kalbinde sessizce çöken güven duygusundan doğar. Bugün parıltılı metropollerin, göğe yükselen devasa plazaların ve lüks konutların gölgesinde yürürken, tarihin en çürük toplumsal zeminlerinden biri üzerinde durduğumuzu ne yazık ki fark edemiyoruz.

Evlerimizin çelik kapılarını üç kilitle kapatıyor, sokaklarımızı kameralarla donatıyor, hayatlarımızı yüksek güvenlik duvarlarının ardına saklıyoruz; fakat içimizdeki o amansız emniyetsizlik ve güvensizlik duygusunu bir türlü dindiremiyoruz.

Sokakta, yolculuk yaparken, iş takip ederken yaşanan korkular… Adına "modern ilerleme" dediğimiz bu mekanik canavar, bizi maddi konfor boğuntusuna sürüklerken, insanı insan kılan, toplumu ayakta tutan o görünmez mukaddes harcı; yani güveni, adâleti ve liyakati sessizce öğütüyor.

Sokakta birbirinin yüzüne şüpheyle bakan, trafikte en ufak bir sarsıntıda cinnet geçiren, kurumlara karşı inancını, güvenini yitirmiş ve merhameti bir zayıflık olarak kodlamış bir toplum, her an yerle bir olmaya mahkûm bir iskambil kulesidir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz kriz, sadece geçici bir ekonomik darboğaz ya da dönemsel bir siyasi kutuplaşma değildir; bu, kolektif vicdanın felç olması, ortak değerler atmosferinin zehirlenmesi ve nihayetinde bir milletin ruhsal tasfiyesidir.

Aynadaki çatlağı görmezden gelerek, sadece makyajı tazeleyerek bu badireden sıyrılamayız. Şehrin sarsılan sütunlarını ve ruhun kuruyan vahalarını konuşmak, fıtrata ve hukuka dönmek için vakit daralıyor.

İlmî ve irfanî bir süzgeçten bakıldığında, "güven" kavramı kuru bir psikolojik terim ya da sıradan bir toplumsal mutabakat metni değildir. İslâm düşünce atlasında "İman", "Emniyet" ve "Mümin" kelimeleri aynı kökten neşet eder.

Mümin, sadece inanç ritüellerini yerine getiren kişi değil; elinden, dilinden ve tüm varlığından çevreye emniyet, adâlet ve huzur yayılan kimsedir. Medeniyetimizin kurucusu Hz. Muhammed’in (s.a.v.) nübüvvetten önce Mekke toplumunda aldığı ilk unvanın "el-Emîn" (Güvenilir İnsan) olması tesadüfi değildir.

İslâm, büyük yürüyüşüne ibadet kurallarından önce, sarsılmaz bir güven karakteri inşa ederek başlamıştır. Çünkü güvenilir insan olmadan, güvenli bir toplum inşa edilemez.

Tarih boyunca büyük medeniyetler, askerî ve siyasî dehalardan ziyade bu fıtrî güven ağları üzerine kurulmuştur. Osmanlı'da "ahilik teşkilatı", esnafın birbirine ve müşterisine duyduğu mutlak dürüstlük ve güvenle iktisadî hayatı ayakta tutmuştur.

Selçuklu'da yükselen "kervansaraylar", yolcunun canına, malına ve namusuna duyulan küresel güvenin taştan somut birer âbidesi olmuştur. Bizim medeniyetimizde "emanet" kavramı, sadece birine geçici olarak bırakılan bir eşyayı değil; sözü, niyeti, makamı, adâleti ve yönetim yetkisini kapsayan mukaddes bir sorumluluktur.

Siyaset felsefesinin pirî İbn Haldun, Mukaddime’sinde devletlerin çöküşünü anlatırken adâletin ve güvenin altını çizer ve der ki: "Zulüm, ümranın (medeniyetin) harap olması demektir."

Bir ülkede adâlet sarsıldığında, liyakat yerini iltimasa, kayırmacılığa ve taraflılığa bıraktığında, mülk yani devlet yapısı içten içe çürümeye başlar.

Adâlet, sadece mahkeme salonlarında yargıçların tokmağında tecelli eden soğuk bir yasa maddesi değildir; adâlet, her şeyi yerli yerine koymak, hakkı sahibine teslim etmektir.

Ehline verilmeyen her makam, liyakatsiz ellerde heba edilen her kurumsal yetki, toplumsal güven sözleşmesine vurulmuş ağır bir darbedir.

Güvenin bu denli erozyona uğraması soyut bir iddia değil, sosyolojik araştırmaların önümüze koyduğu sarsıcı bir gerçekliktir.

Pew Research Center'ın yayımladığı kapsamlı küresel araştırma, Türkiye'nin toplumsal güven haritasındaki yerini acı bir şekilde ortaya koymaktadır. Araştırmaya göre, Türkiye'de yetişkinlerin yalnızca 'ü "çoğu insana güvenilebilir" derken, 'ü "insanlara güvenilmez" felsefesini benimsemiş.

Bu oran, İsveç'in 'lük toplumsal güven seviyesiyle kıyaslandığında, aradaki uçurumun derinliği ve toplumsal dokumuzun aldığı hasar daha net........

© İstiklal