Bir Şehrin Geleceği Çelikle Kaynaşırken: İSTE ve Bir Vizyonun Anatomisi
Üniversiteler sadece taştan, binadan ve diploma veren kürsülerden ibaret değildir. Bir üniversite; bulunduğu şehrin aklı, sanayisinin lokomotifi ve o bölgenin kaderini değiştiren mimarı olmak zorundadır. Hele ki tarihin en ağır sınavlarından birini veren Hatay’dan ve onun sanayi kalbi İskenderun’dan bahsediyorsak, bu kampüsün içinden yükselen her ses, şehre can suyu olan bir nefes hükmündedir.
Bugünlerde İskenderun Teknik Üniversitesi (İSTE) kampüsünde, yıllar önce büyük bir emek ve heyecanla temelini atıp kurduğumuz “Kaynakçılık Mükemmeliyet Merkezi”nin yeniden hareketlendiğini görüyorum. Bu hareketliliği hem bir memnuniyetle hem de derin bir hafıza tazelemesiyle takip ediyorum.
Sanayinin Sorunu: "Aranan Eleman" Meselesi
Kaynakçılık, çoğu kişinin zannettiği gibi basit bir teknik iş başlığı değildir. Ağır sanayiden gemi inşasına, savunma sanayinden nükleer tesis altyapılarına kadar üretim zincirinin en stratejik halkasıdır. Bugün Türkiye sanayisinin feryat figan aradığı şey "ara eleman" değil, aslında o işin gerçek ustası olan “aranan eleman"dır.
Biz bu merkezi kurarken tek bir hayalimiz vardı: Üniversiteyi o fildişi kulelerinden çıkarıp fabrikaların içine, tezgahların başına indirmek. Çünkü biliyorduk ki; çeliğin şekil bulmadığı, metalin sağlam bir kaynakla birleşmediği yerde sanayi çarkları dönmez ve döndürülemezdi. Amacımız, yerli ve milli üretim vizyonuna, o "altın ellere" sahip nitelikli insan gücüyle omuz vermek büyük Türkiye ülküsüne bir nebze de olsa katkı sunmaya çalışmaktı.
Deprem Sonrası Kalkınmanın "Çelik" Temeli
Yaşadığımız o büyük felaketin ardından Hatay’ı yeniden ayağa kaldırmak demek, sadece beton dökmek değildir. Şehri asıl inşa edecek olan; sanayi tesislerimizi, altyapımızı ve geleceğimizi kuracak eğitimli, donanımlı ellerdir.
Bu merkez; depremden etkilenen gençlerimize ve özellikle kadınlarımıza —ki rektörlüğüm döneminde Payas’tan gelen 11 öncü kadın kursiyerimiz bunun en güzel ispatıdır— yeni bir hayat ve umut kapısıdır. Akdeniz’in incisi İskenderun; limanı ve demir-çelik devleriyle sadece bir ilçe değil, ulusal bir kaledir. Bu kalede parlayan her kaynak kıvılcımı, ülke sanayisine atılmış stratejik bir imzadır.
Bazı Temeller İnatla Atılır: Kurumsal Hafıza ve Vefa
Şunu açıkça söylemek gerekir: Bazı eserler sadece bütçeyle, teknik imkânla değil; büyük bir inatla ve sarsılmaz bir emekle ortaya çıkar. Bu merkezin bugün yeniden eğitim vermesi elbette takdire şayandır. Ancak kurumları asıl büyüten değer; mevcut başarıyı, onu yoktan var eden geçmişin emeğiyle harmanlayabilen o "vefa" kültürüdür.
Bu merkez; Ankara yollarında geçen uykusuz gecelerin, bürokrasinin dehlizlerinde iptal edilmek üzereyken büyük bir ısrarla kurtarılan dosyaların meyvesidir. DOĞAKA ve İTSO gibi maddi katkı sunan paydaşlarımızı ikna etmek için verdiğimiz mücadele, yeri geldiğinde şahsi imkânlarımızı ve fedakârlıklarımızı ortaya koyarak attığımız o adımlar bizim için sadece teknik bir tesis değil, bir **"onur meselesi"**dir. Çünkü eserler, üzerlerine sonradan düşen gölgelerle değil, onları kuran iradenin sağlamlığıyla ayakta kalırlar.
Üniversitemizin mevcut yönetimine teşekkür etmek istiyorum. Aylar sonra bu kıymetli girişimin yeniden sahiplenilmesini ve sürdürülmesini memnuniyet ile karşılıyorum. Kurumların asıl gücü, dönemler değişse de faydalı çalışmaları yaşatabilme iradesinde ortaya çıkar.
Bu vesileyle yeni kaynakçılık eğitim programının paydaşı olan başta Hatay Büyükşehir Belediyemizin değerli başkanı Mehmet Öntürk’e ve ekibine, Teknopark İSTE’ye, yeni üniversitemizn yönetimine, DOĞAKA, İTSO’ya ve bu eserin asıl sahibi olan şehre emek veren tüm kurumlara teşekkür ediyorum.
Kalıcı eserlerin en anlamlı tarafı şudur: Dönemler ve şartlar değişse de, samimi emekle ve kamu yararı gözetilerek ortaya konulan işler kolayca kaybolmaz. Zaman zaman bu emeklerin görünürlüğü azalsa da, topluma dokunan çalışmalar kurumsal hafızada ve insanların hayatındaki etkisiyle değerini korur.
