Boş Kâğıda İmza Atmak
Aman Allah’ım! Bunu da mı yaşayacaktık? Bunu da mı görecektik? Sözün bittiği yer… Sözün, millet adına konuşması gerekenlerin elinden alındığı yer… Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüce yasama makamında, milletin iradesini temsil etmek üzere seçilmiş insanların, içeriğini görmedikleri, üzerinde tek bir kelime değiştirme yetkilerinin bulunmadığı bir metne peşinen “evet” demeleri ve boş bir kâğıda imza atmaları… Mesele yalnızca bir kanun teklifinin içeriği değil, mesele, TBMM’nin yasama yetkisinin nasıl kullanıldığıdır. Milletvekili, kendisine uzatılan bir metne “evet” demek için seçilmez. Milletvekili; kanun yapmak bunun için de okumak, araştırmak, sorgulamak, itiraz etmek, değiştirmek, gerektiğinde “hayır” demek için seçilir. Demokrasinin özü de budur.
Bir insanın görmediği, okumadığı, içeriğini bilmediği bir belgeye imza atması, günlük hayatımızda bile akıl ve sorumlulukla bağdaşmaz. Bir vatandaş bankada önüne konulan sözleşmeyi okumadan imzalamaz. Bir memur, sorumluluğunu bilmediği bir evrakın altına imza atmaz. Bir şirket yöneticisi, sonuçlarını bilmediği bir sözleşmeyi imzalamaz.
Peki ya milletvekili? Milletvekili, millet adına kanun yapan kişidir. O hâlde soralım: İçeriğini bilmediği bir metne nasıl imza atar? Sonucunu kestiremediği bir düzenlemeye nasıl kefil olur? Millet adına kullanacağın yetkiyi, neden daha görmeden başkasının hazırladığı metne teslim eder?
Anayasa’nın 81. maddesi uyarınca milletvekilleri; devletin varlığını ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacaklarına; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyet’e, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacaklarına; Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacaklarına dair ant içerler. Bu yemin, Meclis kürsüsünde söylenip unutulacak birkaç cümleden ibaret değildir. Bu yemin, millete verilmiş bir sözdür. Milletvekili, o yemini ettiği anda yalnızca siyasi partisinin değil, Türk milletinin temsilcisi hâline gelir. Parti disiplini elbette siyasetin bir gerçeğidir; ama milletvekilliği, parti talimatını mekanik biçimde yerine getirmekten ibaret değildir. Çünkü milletvekili, milletin vekilidir. Milletin verdiği vekâletin gereği ise sorgulamaktır. Gerekirse kendi grubuna karşı çıkmaktır. Gerekirse siyasi bedel ödemektir. Gerekirse kürsüye çıkıp: “Hayır! Bunun milletin yararına olmadığına inanıyorum.” diyebilmektir. Demokrasi, bunun için vardır.
TBMM’nin en temel görevi yasama faaliyetidir. Kanun yapmak; birilerinin hazırladığı metni otomatik onaylamak değildir. Kanun yapmak; araştırmaktır, incelemektir, uzmanlara danışmak, toplumun farklı kesimlerinin görüşünü almaktır. Çünkü kanun, Meclis’teki bir kâğıt parçası değildir. Kanun, vatandaşın hayatıdır Kanun; askerin, polisin, öğretmenin, işçinin, çiftçinin, esnafın, emeklinin, kadının, çocuğun, yani toplumun tamamının geleceğine dokunur. Bu nedenle bir milletvekilinin “Ben bunun içeriğini bilmiyorum ama imzalıyorum” anlayışına sürüklenmesi, yalnızca siyasi bir tercih olarak görülemez. Bu, yasama sorumluluğuna ihanettir.
Burada........
