menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

AİLEM GÜVENDE Mİ?

53 0
15.09.2026

Çocukluğu korumak mı, çocuğu anlamak mı?Bir ülkenin çocuklarını ne kadar iyi koruduğunu yalnızca kaç suçluyu yakaladığına bakarak ölçemezsiniz. Asıl ölçü, bir çocuğun korktuğunda kime koştuğu, sustuğunda kimin bunu fark ettiği ve dünyayı anlamaya çalışırken karşısında nasıl bir yetişkinlik bulduğudur. “Ailem Güvende” operasyonu tam da bu nedenle bir adli dosyadan çok daha büyük bir soruyu önümüze koyuyor: Çocuklarımızı gerçekten koruyor muyuz, yoksa yalnızca başlarına geldikten sonra mı korumaya çalışıyoruz?Çocukluğun değiştiğini kabul etmek için artık sosyolog olmaya gerek yok.Bir çocuğun odasına girdiğinizde bunu görüyorsunuz.Masanın üzerinde okul kitapları, yatağın yanında bir telefon, kulaklık, belki bir bilgisayar… Fakat o odanın görünmeyen bir penceresi daha var.Dünyaya açılan bir ekran.Çocuğunuz o ekranın arkasında yalnızca arkadaşlarıyla konuşmuyor. Haberleri görüyor, oyun oynuyor, video izliyor, merak ettiği soruların cevabını arıyor, başka insanların hayatlarına bakıyor, kendisini başkalarıyla karşılaştırıyor, bazen hiç tanımadığı insanlarla temas ediyor.Ve bütün bunlar olurken biz hâlâ çoğu zaman eski dünyanın güvenlik cümlelerini kuruyoruz:“Tanımadığın insanlarla konuşma.”“Telefonunu fazla kullanma.”“İnternette her gördüğüne inanma.”Doğru.Ama artık yeterli değil.Çünkü bugünün çocuğu, tehlikenin kapıyı çalıp içeri girmesini beklemiyor.Tehlike bazen çocuğun elindeki ekranın içinden geliyor.Üstelik her zaman tehlike gibi görünmüyor.Bazen arkadaşlık gibi geliyor.Bazen merak gibi.Bazen oyun gibi.Bazen “sana özel bir şey söyleyeceğim” cümlesiyle başlıyor.Bazen de yalnızca çocuğun kendisini anlaşılmış hissetmesiyle.İşte Türkiye’nin gündemindeki “Ailem Güvende” operasyonunu yalnızca gözaltılar, soruşturmalar, dernekler, işletmeler ve dijital içerikler üzerinden okumak bana eksik geliyor.Çünkü bu operasyonun adının kendisi bile bizi daha büyük bir sorunun karşısına getiriyor:Aileyi neyin karşısında güvende tutmaya çalışıyoruz?Ve daha önemlisi:Güvenliği yalnızca devlet mi sağlayacak, yoksa aile, okul, sağlık sistemi, sosyal hizmetler, teknoloji şirketleri ve toplumun tamamı bu güvenlik zincirinin bir parçası mı olacak?ÇOCUKLUĞUN SINIRLARI ARTIK EVİN DUVARLARI DEĞİLAdalet Bakanlığı’nın 13 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda Emniyet ve Jandarma birimleri tarafından yürütülen operasyonlar 15 ili kapsıyor.Açıklamada 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem yapıldığı; soruşturmalarda fuhşa aracılık ve yer temini, müstehcen içeriklerin üretimi ve dağıtımı ile çocukların bu tür içeriklere maruz bırakılması gibi iddiaların incelendiği bildirildi. Teknik ve fiziki takip, gizli soruşturmacı çalışmaları, tanık anlatımları, dijital incelemeler ve görüntü kayıtları soruşturmanın yöntemleri arasında yer aldı.Bunlar elbette ciddi iddialar.Fakat burada hukuk devletinin temel kuralını unutmamak gerekiyor:Soruşturma, hüküm değildir.Bir kişi hakkında adli işlem yapılması suçluluğun kesinleştiği anlamına gelmez. Bir kuruluşun soruşturma kapsamında bulunması da o kuruluşla ilişkili herkesin suç işlediği sonucunu doğurmaz.Bu ayrım, özellikle çocuklar söz konusu olduğunda daha da önemlidir.Çünkü çocukları korumak adına atılan her adımın aynı zamanda hukukla, ölçülülükle ve kanıtla birlikte yürümesi gerekir.Devlet güçlü olmalıdır.Ama devletin gücü, yalnızca müdahale kapasitesinden gelmez.Gücün gerçek ölçüsü, müdahale ederken hukukun sınırlarını da koruyabilmesidir.Bununla birlikte bu hukuki çerçeve, operasyonun bize gösterdiği toplumsal gerçeği küçültmüyor.Tam tersine, büyütüyor.Çünkü bugün çocukların güvenliği artık yalnızca sokakta, okulda veya parkta konuşulabilecek bir mesele değil.Çocuğun güvenliği aynı zamanda dijital bir güvenlik meselesidir.21,8 MİLYON ÇOCUK VE GÖRÜNMEYEN DİJİTAL MAHALLETürkiye'de 0-17 yaş grubunda yaklaşık 21,8 milyon çocuk yaşıyor. Bu, toplam nüfusun yaklaşık dörtte biri.6-15 yaş grubunda internet kullanım oranının yüzde 91,3'e ulaşmış olması ise bize çocukların dijital dünyaya “girdiğini” değil, artık o dünyanın içinde büyüdüğünü söylüyor.Aynı yaş grubunda sosyal medya kullanımı yüzde 66,1, akıllı telefon kullanımı yüzde 76,1 seviyesinde.Bu rakamları ilk gördüğümde insanın aklına doğal olarak ekran geliyor.Benim aklıma ise mahalle geliyor.Çünkü internet, çocuklarımızın yeni mahallesi.Bizim mahallede kapı açıktı.Bir çocuk diğerinin evine girerdi.Kimin çocuğu olduğunu herkes bilirdi.Bir yabancı sokağa girdiğinde dikkat çekerdi.Bugünün dijital mahallesinde ise kapılar görünmüyor.Sokağın adı yok.Komşuların kim olduğunu bilmiyoruz.Bir çocuğun yanındaki kişinin gerçekten kim olduğunu her zaman bilmiyoruz.Üstelik o mahallede çocuk yalnızca Türkiye'deki çocuklarla değil, dünyanın herhangi bir yerindeki insanlarla karşılaşabiliyor.İşte çocuk güvenliği meselesinin yeni boyutu burada başlıyor.Dijital dünya çocuklara yalnızca bilgi sunmuyor; ilişki de sunuyor.Ve çocukluk açısından en kritik değişimlerden biri bu.Çünkü çocuk için bilgiyle ilişki aynı şey değil.Bir videoyu izlemek başka.Bir........

© İstiklal