menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şehrin dilini bilmeyen valiler şehri yönetemezler

39 0
08.06.2026

Türkiye’nin şehirleri, artık klasik bürokrasiyle yönetilemeyecek kadar ağır sorunlar taşıyor. Deprem riski, plansız yapılaşma, sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler, göç, yoksulluk, çevre kirliliği ve ulaşım krizi; valilik makamını yalnızca idari bir görev olmaktan çıkarıp doğrudan hayatı ilgilendiren stratejik bir sorumluluğa dönüştürüyor.

Bu nedenle şu gerçeği açıkça söylemek gerekir: Bir şehri yönetecek kişi, önce o şehri okuyabilmelidir.

Vali, yalnızca devletin ildeki en güçlü temsilcisi değildir. Aynı zamanda o şehrin güvenliğinden, düzeninden, sağlığından ve geleceğinden sorumlu en kritik kamu aktörlerinden biridir. Bu makamda bulunan kişinin sadece mevzuatı bilmesi yetmez. Zemin yapısını, yapı stokunu, hastane kapasitesini, okul güvenliğini, ulaşım ağını, çevre risklerini ve toplumsal kırılganlıkları anlayabilecek bir bakışa sahip olması gerekir.

Bu noktada mimarlık, mühendislik ve tıp gibi mesleki alanlar büyük önem taşır. Çünkü şehir dediğimiz yapı, yalnızca binalardan ve yollardan oluşmaz; insan hayatının tamamını içine alan canlı bir organizmadır. Bir mimar, mekânın insan davranışı üzerindeki etkisini bilir. Bir mühendis, zeminin, yapının, altyapının ve teknik güvenliğin ne anlama geldiğini kavrar. Bir doktor ise toplum sağlığını, salgın risklerini, yaşlı nüfusun ihtiyaçlarını, çocukların gelişim koşullarını ve sağlık sisteminin şehir yaşamıyla ilişkisini daha derinlikli değerlendirebilir. Bu mesleklerin bakış açısı, valilik makamına yalnızca teknik bilgi değil; insan hayatını merkeze alan bir sorumluluk bilinci de kazandırır.

Türkiye gibi deprem kuşağında bulunan bir ülkede, şehirleri yöneten kişilerin deprem gerçeğini yüzeysel biçimde bilmesi yeterli değildir. Bir vali, deprem riskini yalnızca afet sonrası müdahale meselesi olarak........

© Internethaber